Zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkâr etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.
Ekmekten sözlüye kalkmış adamlar
Bir türküsü vardır elbet onların.
Umut ve unut ne kadar yakın,
Konuşuruz bunları tekrar seninle.
Bulan sevinsin diye dünyaya
Gönderilen bir, kaybolan iki -
Kuşlar uçarlar mecbur konarlar
Yürüyerek döndüğün o çok uzaklar.
Köye giden cenaze, eski bir insan
Bakarsın ardından, sanki ölmemiş
Devam eder derler kalpler bir zaman,
- Anlamın aklını karıştırmasan.
Karanlık dağlarda aydınlık evler,
Susturdu seni dünyanın sesi,
Denizi doldurup alınan yerler
Gibi.
Geç uyanan ağaçlar ve kıştan sonra
İyi günleri beklerken dostlar
Yaralar sarılmaz saklanır bizde.
İnsanı sessizce susturan keder,
Canımız fanidir, hakkımız baki
İlk yenilgini almışsın yeni
Değişen şartlar, hayır hayatlar
Kimsenin yanına kalmayan ömrü;
Kadınların seyretmesi gibi uzaktan
Neler yaşanıyor, bilinemez tam
Koparmadan önce koklamak gülü.
Geliyor fakat geçmiyor zaman
Böyle sanmıştın, demek yanıldın
Çağırmadı çayırlar, duymuştun oysa.
Sesini bildiğin ölmüş insanlar,
Kalan kalmayan, onlardan sana;
Kendini sakınan yalın yalnızlık
Kalplerde bile, inandın artık;
Bir rengin tonları halbuki hayat
Farklı görmüştün, aslında aynı
Sesler sadece, bizlerden ayrı
Bir yere gidiyor - etsinler rahat.