Ne çok sevdik seni. Ama suskundu sevgimiz ve üstü örtülüydü. Oysa şimdi yüksek sesle ilan ediyor varlığını sana ve açığa çıkmış duruyor önünde. Bu hep böyledir, sevgi kendi derinliğini bilmez ayrılık vakti gelip çatana kadar.
Ve sen, ey engin deniz, uyku bilmez ana. Irmaklar ve akarsular için sensin yegâne huzur ve özgürlük. Bu akarsu son bir kez daha kıvrılacak, bu çayırda son bir çağıltı daha. Derken geleceğim sana, uçsuz bucaksız bir damla katılacak uçsuz bucaksız bir okyanusa.
Keşke alabilseydim buradaki her şeyi yanıma. Ama nasıl alayım? Ses onu kanatlandıran dili ve dudakları taşıyamaz. O esîre doğru yalnız bulmak zorundadır yolunu. Yalnız ve yuvasız uçar kartal güneşin önünde.
Ancak daha fazla oyalanamam. Bütün varlıkları kendisine çağıran deniz çağırıyor beni, yola koyulmalıyım. Çünkü kalmak, gecede yanıp tükenirken saatler, donmak ve billurlaşmak, bir kalıbın içine hapsolmak demek.
Bugün çıkarıp attığım sırtımdan, bir giysi değil, kendi ellerimle parçaladığım ten. Ardımda bıraktığım, bir düşünce değil, açlık ve susuzluğun tatlandırdığı bir yürek.