Tanrı'ya olan ilk sevgi Tanrı Ana'ya olan çaresiz bağlılıktır. İtaatle bağlı olduğumuz Tanrı Baba'dan geçilerek Tanrı'nın dışsal bir güç olmaktan çıkıp insanın içinde sevgi ve adalet ilkelerine dönüştüğü, onunla bir olduğu ve sonunda Tanrı'dan ancak simgesel ve şiirsel bir dille söz ettiği olgunluk evresine varılır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Daha önceki bölümlerde sevme gereksinimimizin altında ayrı olma duygusunun yattığını ve ayrılma kaygısırı yenmenin birleşmeyle son bulduğunu belirtmiştik. Sevginin dinsel biçimi olan Tanrı sevgisi de ruhbilimsel açıdan bir başka anlam taşımaz. O da ayrı olmanın üstesinden gelme ve birliğe ulaşma gereksiniminden doğar.
Kendini sevme üzerine düşünceler Meister Eckhart'ın sözlerinden daha güzel özetlenemez. "Eğer kendinizi severseniz, başkalarını da kendiniz kadar seversiniz. Bir başkasını kendinizi sevdiğinizden daha az seviyorsanız, kendinizi sevmekte gerçek bir başarı sağlayamazsınız. Fakat kendiniz de dahil herkesi bir severseniz, onları tek bir kişi gibi severseniz, bu kişi hem Tanrı hem insandır. Böylece, kendini ve diğerlerini aynı şekilde seven kişi yüce ve dürüst bir kişidir."
Böyle bir kişi mutsuzdur ve kendine bilinçdışı engeller koyarak, ulaşamadığı doygunlukları öfkeyle yaşamdan kopartıp almaya çabalar. Görünüşte kendisiyle fazla ilgilenmektedir; aslında bunlar gerçek kimliğine ilgi göstermedeki beceriksizliğinin üstünü örtmek ve gidermek için yapılan başarısız deneylerdir.