Nefret etmemek o kadar zor ki…
İnsanlardan, eşyalardan, geleneklerden.
Senin azmini kırıp, kanamanı izlerken, zevkten dört köşe olduklarında mantıklı gelen tek his, nefret oluyor.
Ama ben nefretin insanı ne hale getirdiğini biliyorum.
Nefret insanı paramparça eder.
Olmadığı birisine dönüştürür.
Sana anlatmam gereken de bu.
Sana, kalbimde hissettiğim
onca berbat şeyin ağırlığı altında ezilmemek için
ne kadar uğraştığımı anlatmalıyım.
Bazı günler, hayatım ölümcül bir
denge yarışına dönüşüyor.
Yapmak istediklerim ile yapmam
gerekenler birbirleriyle çarpışıyor.
Düşünmeden yaptığım hareketler.
Ben daha onları planlayamadan,
sorunları çözmeye yönelik oluyor.
Herhangi bir günüme baktığımda…
O günü, bir önceki günden aldığımız
darbelerin izlerini silmeye çalışmakla geçirdiğimi görüyorum.
Böyle bir hayatta, bir geleceğim yok.
Elimde sadece dikkat dağınıklığı
ve pişmanlık var.
-Sons Of Anarchy
Alınları kırışmış, akılları sıkışmış. Belki de bu yüzden bağırıyorlar. Ezildikleri için. Canları yandığı için. Belki de bu yüzden sesleri yüksek çıkıyor. Göz pınarları basınçtan tıkandığı için. Yaş dökemedikleri için. Oysa gülüyorlar bağırırken. Çünkü dünyayı kendilerinden ibaret sanmaları zor değil. Oysa gülüyorlar, birbirlerini döverken. Çünkü, gelişerek ilerleme evrelerinin yanlış sıralandığı topraklarında hayatı hoş gördükleri anda ona yeniliyorlar. Hepsi de fırsatçılık tarikatının müritleri. Ben ise onların inandığı hiçbir şeye inanmıyorum. Ne fırsatları ne de acıdan doğan acımasızlığı. Bu yüzden fısıldayabiliyorum hala.
Çünkü dar ranzamın üzerinde uzanabildiğim nadir anlarda, sert battaniyemin altında kayboluyor, yok olmak istiyordum. Tek bir insan daha görmemek ve duymamak için.
Burası benim evim, diye bağırırsın. Siktir! Burası bir ev değil! Burası hiçbir şey değil! Dünya, insanın kabuğu değil. Burası bizim yuvamız değil. Biz, yerçekimi ile dünyaya zincirlenmişz. Kim bilir nereden kovulduk? Cennet mi? Hiç sanmıyorum! Hem de hiç!