İnsan on dakika sonra öleceğini bilse bile çocukluğundaki masumiyeti aramaktan vazgeçemiyor. Babamın mektuplarında ölüp gitmiş çocukluğum vardı. Tek bir ânını bile özlemiyordum. Bol kaygı soslu kokuşmuş bir bok yığınıydı, tiksindirici bir şeydi ama babamın güzide tabirleri ve nağmeli cümleleriyle inzibat damgalı kartpostalları süslediği bu seslenişler, her şeye rağmen benim çocukluğumdu.