Nasılsın?
Böyle bir soruya nasıl cevap verilir?
Bak, İngilizler kurnazlık edip onu selamlamaya dönüştürmüş.
Onu kemiğinden ayırmışlar, soru iğnesini almışlar: Howdoyoudo.
“Nasılsın”, ayağının altına büyük bir nezaketle yerleştirilen bir
muz kabuğudur, seni kandırıp klişelerin kapanına çeken peynirdir.
Nasılsın – günlük hayatın zayıf, insanı dermansız bırakan zehri. Bu sorunun kesin bir cevabı yok. Yok. Olası cevapları biliyorum ama onlardan iğreniyorum, anlıyor musunuz, iğreniyorum...
“Teşekkürler, iyiyim” veya “fena değil” veya “sürünüp gidiyoruz
işte” diyerek, bu kadar tahmin edilir olmak istemiyorum.
Nasıl olduğumu bilmiyorum. Kesin bir cevap veremem. Uygun bir cevap verebilmem için geceler, aylar, yıllar geçmeli, Babil
Kulesi kadar kitap yığınları okumalıyım, yazmalıyım, yazmalıyım... Cevap koca bir roman.
Nasılım?
Değilim. Nokta.
Hadi bu ilk satırı olsun. Bundan sonra da gerçek cevap başlasın.