-belki de bulamayacaksam, ne diye o kadar kürek çekeyim?
-belki de sana düşen, bulmak değil aramaktır...
-neyi aramak?
-bulamayacağın şeyi.
-bulamayacaksam niye arayayım?
-bulamamayı bulmak için.
-bulamamayı bulmak için aramama ne gerek var, aramasam zaten bulamamış olurum.
-bulamayacağın şeyi ararken bulacağın şey belki de aramanın faziletidir...
Judith bir gün annesine eskiden ikiz olup artık olmayanlara ne dendiğini soruyor.
evliysen ve kocan ölmüşse, dul oluyorsun. anne babası ölen çocuklar öksüz oluyor. benim gibilere ne deniyor ki?
gücünü, saflığını, her şeyini, bu nefesle ona veriyor. sen kalıyorsun, diye fısıldıyor, ben gidiyorum. bu sözcükleri kardeşine iletiyor: hayatımı sana vermek istiyorum. al senin olsun. sana veriyorum.
onsuz nasıl yaşar ki? yaşayamaz. kalbe ciğerler olmadan yaşamasını, ayı gökyüzünden koparıp alarak yıldızlara onun yerini almalarını söylemek, arpanın yağmursuz büyümesini beklemek gibi bir şey bu.