Hakan AKAR

dedi sen, gönlün ateş aldı diye mi bakarsın bana gözlerin böyle nemli. dedim yok, ben seni gördüm diye bakarım, gözlerim görmeyi yeni öğrendi diye böyle nemli. uzandı ufuktan başını göğsüme koydu. uzandım göğsümün ateşini dindirdim. bin yıl filan durduk öyle. o sırada kâinat yaratıldı.
Sayfa 89·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
ben, dedi.. ben hayatımı hayatımda kaybettim, değil mi? ben aslında.. hayatımı anlamsızca yaşamaya başladığım için kaybettim.. böyle mi.. ben hayatımı, misketlerimi kaybeder gibi, bir şeyi kaybetmiş gibi kaybetmedim. ben hayatımın...
Sayfa 164·Kitabı okudu
suskunluğun içinden yaratılış : 1
başlangıçta sükût var idi. ve her yer karanlık idi. ve yaradan yegâh makamında terennüm eyledi. ve bu ışıltılı nağme ile etraf nur oldu. ve nağme boşlukta yankılanıp geri döndü. ve yaradan, bu yegâh nağmenin güzel olduğunu gördü. ve akşam oldu ve sabah oldu, birinci gün. ve yaradan dügâh makamında terennüm etti. ve suların ortasında bir azim kubbe peyda oldu. ve kubbe ta arşa kadar yükseldi. ve nağme, işte bu kubbede yankılanıp geri döndü. ve yaradan bu dügâh nağmenin güzel olduğunu gördü. ve akşam oldu ve sabah oldu, ikinci gün. ve yaradan segâh makamında terennüm etti. nağme çöllerde ve enginlerde yankılanıp geri döndü. ve yaradan bu segâh nağmenin güzel olduğunu gördü. ve terennüme devam etti. nağme ile mest olan toprak, ot ve tohum veren sebze ve meyve veren ağaçlar hâsıl etti. ve akşam oldu ve sabah oldu, üçüncü gün. ve yaradan çargâh makamında terennüm etti. ve bu nağme, vecde gelip ışıl ışıl ışıldayan yıldızların ve kendisiyle, yaradan'ın hem gündûz'e hâkim olduğu güneş ve hem de geceye hâkim olduğu kamer'in bulunduğu göklerde yankılanıp geri döndü. ve yaradan bu çargâh nağmenin güzel olduğunu gördü. ve akşam oldu ve sabah oldu, dördüncü gün. ve yaradan pençgâh makamında terennüm etti. ve bu nağme, envai çeşit deniz canavarlarıyla ve türlü türlü canlı mahlûkatla kaynayan deniz dibinde ve çeşit çeşit kanatlı kuşla dolu semada yankılanıp geri döndü. ve yaradan bu pençgâh nağmenin güzel olduğunu gördü. ve akşam oldu ve sabah oldu, beşinci gün. ve yaradan şeşgâh makamında terennüm etti ve gelecek olan yankıya kulak kabarttı. ancak bu kez, nağme yankılanmadı. bununla birlikte yaradan baktı ki, uzaklarda bir yerden aynı makamda bir avaz gelir, hemen tanıdı. cins cins canlı mahlûkatın ve yürüyenlerin ve sürünenlerin ve denizdeki balıkların, göklerdeki kuşların ve
"merakımı affedin efendim,"
bu sazdan üflenen nağmeler, sırrın ufûlevî vüsafâsı olan ehl-i vukuf füsûnkârların bezediği o vâsî füseyfisâda raks ve vüsûb eden vüsemâ gibi birere üfkûhe idiler. ama füsûs ki, üflendikçe gönüllerdeki menhûs ufûnetin üfûl olduğu, bu füyûz dolu, tabiî bir vüs ve vüs’at taşıyan nefesler, hangi yusuf-ı kalbînden nasıl hâsıl olur diye sanki, fusûl-ı erbaa teessüf ediyordu. üflenenler âdeta, Şems’in üfûl ettiği ufka gönderilen canlardan ibâret bir demet vüfûd idiler.
Sayfa 123·Kitabı okudu
senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'Gel' dememiz değil, ayrıca onların sana 'Git' demeleri. hiç kimseye 'kötüdür' deme. aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır.
Sayfa 123·Kitabı okudu