Ülkeyi kurtarmak için. Ülkeyi nasıl kurtarabiliriz? Bilgi ve karakter ile. Eğitim işine başlandığında kararlı olmalı, müdürler ve öğretmenler kendi küçük çıkarlarından vazgeçmelidir. Belki de eğitimcilerden beklentim çok fazla. Sonuçta onlar da insan, bir öğretmen de bir fahişe gibi aç kalmaktan korkar. Belki de öğretmenlere kızmamalıyım. Onlara kızmayı gerçekten istemiyorum. Ancak bazı kadınlar aç kalsalar bile fahişelik yapmaz. Öyleyse eğitimle uğraşan bir kişi de dişini sıkıp karakterli bir insan olamaz mı? Elbette yönetim her zaman dürüst insanları istismar eder. Eğitimle uğraşan bir kişi ne kadar dürüstse o kadar istismar edilir ama ne kadar kötü bir hükümet olursa olsun mutlaka halkın isteklerini göz önünde bulunduracaktır. Eğer eğitimle uğraşanlar gerçekten karakter sahibi olursa yetiştirdikleri öğrenciler de karakter sahibi olacaktır. Bir toplum kör bir adam misali sonsuza kadar iyi ve kötüyü birbirinden ayıramaz mı? Eğer toplum eğitimle uğraşanlara iyi ve şefkatli babalar gibi bakmaya başlar, onların yetiştirdiği öğrenciler de toplumda başarı kazanırsa hükümet eğitimi küçümseyebilir mi? Eğitime bütçe ayırmamaya cesaret edebilir mi?
Kız sınavdan çıkmıştı, elinde sınav kağıdı ile evine doğru yürüyordu.
(Kız asıl sınavın ne olduğunu bilmiyordu)
Çocuk 6 yaşında, bir duvarın dibinde akşam olmasını bekliyordu.
(Asıl beklediği akşamın olması mı yoksa soğuktan titreyen ellerinin ısınması mıydı? Ya da kazandığı birkaç kuruş ile evde bekleyen kız kardeşinin karnını doyurabileceği bir şeyler almak mı? bunu kimse bilmiyordu.
Evindeki tek tencerede pişen yemeği beğenmeyen çocuk bilmiyordu. “Akşam yemekte ne var?” diye soran adamın; “bugün temizlik yapmaktan canım çıktı” diyen karısı bilmiyordu. Emeğiyle işlediği tarlanın mahsulü, üç kuruşa satın alınan çiftçi bilmiyordu. O çiftçinin emeğini on kuruşa satan pazarcı bilmiyordu.
O pazarda çocuklarının elinden tutmuş, “belki bir iki sebze atılır” diye bekleyen anne biliyordu. O anneyi görüp ona yardım etmeye çalışan adam biliyordu. O adamın usulca akan gözyaşlarını gören kızı biliyordu.
Küçük kız, babasını ilk kez ağlarken görmüştü. Uzaktan izliyordu... Ama yakından acı duyuyordu. O küçük kız dünyayı değiştireceğini düşünüyordu. Bir gün büyüyecekti ve tüm insanları sevgiyle kucaklayacaktı.
O küçük kız büyümüştü ama dünyayı değiştiremiyordu… dünya onu değiştiriyordu. Korkuyordu… kendi dünyasında kaybolmaktan korkuyordu. Farklı dünyaları tanıyamamaktan, o dünyalara çiçekler ekememekten korkuyordu. O küçük kızın çiçeği solmuştu… başka çiçekler solmasın diye su olmuştu…)
….
Çocuk sordu;
-“Abla saat kaç?”
(Saati mi soruyorsun yoksa zamanı mı?
Zaman akıp giderken ne yapıyorsun burada Çocuk? Bak kuşlar uçuyor, sen hiç uçurtma uçurdun mu? Avuçlarımda kal! Uçup uzak diyarlara gitme çocuk!)
Kız sordu;
-“Ne yapıyorsun burada?”
Çocuk cevapladı;
Kız sınavdan çıkmıştı, elinde sınav kağıdı ile evine doğru yürüyordu.
(Kız asıl sınavın ne olduğunu bilmiyordu)
Çocuk 6 yaşında, bir duvarın dibinde akşam olmasını bekliyordu.
(Asıl beklediği akşamın olması mı yoksa soğuktan titreyen ellerinin ısınması mıydı? Ya da kazandığı birkaç kuruş ile evde bekleyen kız kardeşinin karnını doyurabileceği bir şeyler almak mı? bunu kimse bilmiyordu.
Evindeki tek tencerede pişen yemeği beğenmeyen çocuk bilmiyordu. “Akşam yemekte ne var?” diye soran adamın; “bugün temizlik yapmaktan canım çıktı” diyen karısı bilmiyordu. Emeğiyle işlediği tarlanın mahsulü, üç kuruşa satın alınan çiftçi bilmiyordu. O çiftçinin emeğini on kuruşa satan pazarcı bilmiyordu.
O pazarda çocuklarının elinden tutmuş, “belki bir iki sebze atılır” diye bekleyen anne biliyordu. O anneyi görüp ona yardım etmeye çalışan adam biliyordu. O adamın usulca akan gözyaşlarını gören kızı biliyordu.
Küçük kız, babasını ilk kez ağlarken görmüştü. Uzaktan izliyordu... Ama yakından acı duyuyordu. O küçük kız dünyayı değiştireceğini düşünüyordu. Bir gün büyüyecekti ve tüm insanları sevgiyle kucaklayacaktı.
O küçük kız büyümüştü ama dünyayı değiştiremiyordu… dünya onu değiştiriyordu. Korkuyordu… kendi dünyasında kaybolmaktan korkuyordu. Farklı dünyaları tanıyamamaktan, o dünyalara çiçekler ekememekten korkuyordu. O küçük kızın çiçeği solmuştu… başka çiçekler solmasın diye su olmuştu…)
….
Çocuk sordu;
-“Abla saat kaç?”
(Saati mi soruyorsun yoksa zamanı mı?
Zaman akıp giderken ne yapıyorsun burada Çocuk? Bak kuşlar uçuyor, sen hiç uçurtma uçurdun mu? Avuçlarımda kal! Uçup uzak diyarlara gitme çocuk!)
Kız sordu;
-“Ne yapıyorsun burada?”
Çocuk cevapladı;
Kız sınavdan çıkmıştı, elinde sınav kağıdı ile evine doğru yürüyordu.
(Kız asıl sınavın ne olduğunu bilmiyordu)
Çocuk 6 yaşında, bir duvarın dibinde akşam olmasını bekliyordu.
(Asıl beklediği akşamın olması mı yoksa soğuktan titreyen ellerinin ısınması mıydı? Ya da kazandığı birkaç kuruş ile evde bekleyen kız kardeşinin karnını doyurabileceği bir şeyler almak mı? bunu kimse bilmiyordu.
Evindeki tek tencerede pişen yemeği beğenmeyen çocuk bilmiyordu. “Akşam yemekte ne var?” diye soran adamın; “bugün temizlik yapmaktan canım çıktı” diyen karısı bilmiyordu. Emeğiyle işlediği tarlanın mahsulü, üç kuruşa satın alınan çiftçi bilmiyordu. O çiftçinin emeğini on kuruşa satan pazarcı bilmiyordu.
O pazarda çocuklarının elinden tutmuş, “belki bir iki sebze atılır” diye bekleyen anne biliyordu. O anneyi görüp ona yardım etmeye çalışan adam biliyordu. O adamın usulca akan gözyaşlarını gören kızı biliyordu.
Küçük kız, babasını ilk kez ağlarken görmüştü. Uzaktan izliyordu... Ama yakından acı duyuyordu. O küçük kız dünyayı değiştireceğini düşünüyordu. Bir gün büyüyecekti ve tüm insanları sevgiyle kucaklayacaktı.
O küçük kız büyümüştü ama dünyayı değiştiremiyordu… dünya onu değiştiriyordu. Korkuyordu… kendi dünyasında kaybolmaktan korkuyordu. Farklı dünyaları tanıyamamaktan, o dünyalara çiçekler ekememekten korkuyordu. O küçük kızın çiçeği solmuştu… başka çiçekler solmasın diye su olmuştu…)
….
Çocuk sordu;
-“Abla saat kaç?”
(Saati mi soruyorsun yoksa zamanı mı?
Zaman akıp giderken ne yapıyorsun burada Çocuk? Bak kuşlar uçuyor, sen hiç uçurtma uçurdun mu? Avuçlarımda kal! Uçup uzak diyarlara gitme çocuk!)
Kız sordu;
-“Ne yapıyorsun burada?”
Çocuk cevapladı;
Mandalanın gerçekte ne olduğunu yavaş yavaş keşfettim: "Oluşum, Dönüşüm, Sonsuz Zihnin sonsuz yeniden doğuşu" ve bu benliktir, kişiliğin bütünlüğüdür ...