Bu kitap, deneme yazılarından oluşan bir eser…
Başlıklar arasında dolaşırken siyasetten, eğitime, çeşmelerden, sepet yapımına kadar birçok konu bulacaksınız. 40 başlık arasından en az 20 kadarını daha önce düşünmüş ya da yaşamış olmanız muhtemeldir; zira kitap, gündelik yaşantımızda düşündüğümüz veyahut düşünmemiz gereken niteliksel başlıklardan oluşuyor.
Son zamanlarda okuduğum çoğu kitap “insan” ve “Filistin” meselesi üzerinde duruyordu, nitekim bu da öyle oldu. Zaten bir kitap okuyorsanız o kitaptan insana dair bir iz bulmanız, “insan nedir?” Sorusuna dolaylı cevaplar almanız kaçınılmaz olur. (Ya da belki de böylesine konuları fark edebilmek için bakarak değil görerek okumanız gerekir.)
Bu kitapta da 2017’nin sonlarında yazılmış bir eser olarak “Filistin” ve “Uygur” sorununa değinilmiş. Bir veya birkaç başlık altında konuşulmuş.
Kitapta özellikle Uygurlar ile ilgili şu kısım dikkatimi çekti;
“YAHŞILIK” başlığında Uygurların çektiği bazı sıkıntılara, Kahire’de yaşayan Uygur gençlerinin; Radikalleşmelerinden endişe duyulması gerekçesi ile Mısır polisi tarafından tutuklanıp sınır dışı edildiklerine, bazılarınınsa Çin’e gönderildiklerine değinilmiş.
Buna rağmen Uygur insanının güzelliğinden, iyiliğinden şöyle söz ediliyor;
“Uzun süredir Mısır'da olduğu için Çince'yi unutmaya başladığını söyleyen bir kız öğrenciye, sen zaten Çinlileri de, Çinceyi de sevmezsin, diyoruz. "Ama," diyor,
"kötülüğe iyilikle muamele etmek sünnettir. Biz, Çinlilere de iyilik götürmeliyiz.” syf. 105
Bir başka dikkatimi çeken başlıktaki ilk paragraf şu;
“Haberde izlemişsinizdir: Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu bir öz eleştiri" diyerek, "Eğitim ve kültür politikalarında" mesafe katedilemediğini söyledi. Yani, memleketteki en yetkili isim bize, bizim kendi aramızda en çok yakınıp durduğumuz iki