Namaz mesela , yaşam içindeki akışa gark olmuş , batmış insanın, Evren'in bir noktasında durarak, tüm dünyevi meşguliyetleri kulak arkası edip (tekbir), kendilik-bilincini ve ferdiyetini günde en az beş kere yenilemesi demektir .
Çünkü gaflet en başta , âmen-tu demeyi mümkün kılan, kendilik-bilincini ve ferdiyetini örter ; kişiyi, insan mertebesinden tekrar beşer mertebesine irca eder.
Öyleyse , belirli bir maddi emniyete, güvenliğe sahip bir çevrede, ortamda kendilik-bilincini, ferdiyetini kazanmış, hayatının anlamını kendine nispetle verdiği,metafizik ve akli emniyetini sağladığı bir tercihte bulunmuş, her insanın alamet-i farikası, imandır.
Âmen-tu (ben iman ettim) , esasen yalın halde,basit bir benimseme ve kabullenme değil, daha çok bir eylemdir; bir duruştur. Bu biçimiyle, kendilik- bilincini , ferdiyetini kazanmış her insanın ortak özelliği, ortak tavırdır. Farklılığı yaratan "âmentu bi-" deki "bi-" den sonra gelen kavram ya da kavramlardır; kimi "Âmentu bi-Allah", kimi "Âmentu bi -el şeytan" , kimi de başka bir şey diyebilir. Kendilik - bilincini , ferdiyetini kazanmış her insanın; "bi-" den sonra neyi koyacağı kendine has bir tercihtir.