• Yakında iç savaş çıkar 1k'da.
  • '' Savaş barıştır
    Özgürlük köleliktir
    Cahillik güçtür ''
  • III. - Batı’nın derdinin tadına hepimiz bakmışızdır. Sanat, aşk, din, savaş — bu konularda, artık bunlara inanamayacak kadar çok şey biliyoruz; hem sonra, öyle çok yüzyıl kendini bunlarla yıpratmıştır ki... Tastamam mükemmeliyetin devri geçmiştir; şiirlerin konusu mu? Canı çıkmıştır. — Sevmek mi? Ayaktakımı bile “duygu”yu boşlamıştır. Dindarlık mı? Katedrallere bir bakın: Artık sadece kifayetsizler diz çöker. Hâlâ vuruşmak isteyen kim kalmıştır? Kahramanın miadı doldu; bir tek, gayri şahsî kırımlar yürürlükte. İleri görüşlü kuklalarız, devamsızlık önünde numaralar yapmaya ancak yararız.
    Batı mı? Yarını olmayan bir mümkün.
    Emil Michel Cioran
    Sayfa 43 - Metis
  • Ve derken kavuşmuştuk savaşa. Derken savaş karşımıza çıkmıştı. Ve daha ne mene şey olduğunu kavrayamadan da sona ermişti. Arada işte yaşamımız duruyor. On bin yıllık bir yaşam.
  • Tarihi romanlarda yaşayan bir efsane olan Bernard Cornwell, her zamanki gibi tarihi şahsiyetler ile kurgusal karakterleri yaşayan bir dünyada bir araya getirerek okuyucuya hem o dönemi yaşama hem de tarihi bilgiler edinme şansı tanıyor.

    Cornwell, savaş sahnelerini ve Vikingler tarafından işgal edilen Britanya adasını öyle güzel ve akıcı anlatıyor ki okuyan kişi, İngiliz olarak doğup Danlar tarafından savaşçı yapılan kahramanımız Bebbanburglu Uthred ile birlikte akınlara katılıyor, onunla birlikte sevip onunla birlikte intikam güdüyor ve onunla birlikte Northumbria'dan Wessex'e kadar tüm İngiltere'de at koşturuyor.

    Britanya tarihini ve Ortaçağ dünyasını seven her okuyucunun elinde bulunup tadını alması gereken bir kitap.
  • Lâ mevcûde illâ Hû.
  • Bir temsil olarak dünya (Bir Gökhan Özcan yazısıdır)

    Yaşanan her şey, yaşayan ya da haberdar olan herkes için bir hayat dersidir. Anlamaya, anlamlandırmaya, hayata ve insana dair o dersleri almak, bir ibret, bir tefekkür vesilesi, bir ilham olarak kendimize katmak durumundayız. İnsanın tekâmülü için bu gereklidir. Ve esasen bir yönüyle etrafında olup biten, şahidi olduğu her şey tekâmülü için insanın kıyılarına vurur. Bu da insanlar olarak tarafımıza bir lütuf, istifademize sunulan bir nimettir. Bunun idrakinde olmak ve yaşanan her şeye bu gözle bakmak icap eder. Aksi halde hakikatin çaldığı kapıyı açmamış, birimize ve hepimize sunulmuş bir hayır-şer temsilinden nasipsiz kalmış oluruz.

    “Sadece görmek istediğin şeyleri görüyorsun” dedi gözlüklü olan. “Evet, çünkü bu geceleri deliksiz uyumamı sağlıyor” diye karşılık verdi buna bıyıklı olan. Bir süre yüzüne öylece baktı ve imalı bir ifadeyle “Sadece geceleri mi?” diye sordu gözlüklü olan.

    Sadece geleceğinden değil, geçmişinden de kaçamazsın. Her olan şey hayatta izler bırakır. Elbette insanda da… Bunlarla yüzleşmekten kaçar, anlamaya çalışmaz, içine sindiremezsen, teşhisi konmamış bir şizofreniyle ömür boyu yaşamak zorunda kalırsın. Zihnini kurcalayıp duran soruları, huzurunu kaçıran fısıltıları duymamak için sürekli yüksek sesle konuşman gerekir ama bu da uzun boylu işe yaramaz. Çünkü insanın içinde, onun farkında olsun ya da olmasın hakikatten bir pay vardır. O pay aynı zamanda insanın mayasıdır. Bu sebeple ki insan ne zaman hakikate arkasını dönse huzursuz olur. Çünkü kendi özüne, mayasına, hamuruna, hakikatine aykırı davranmış olur. Yanlışta ısrar ederse içindeki o gerilim büyür, büyüdükçe daha büyük huzursuzluk verir. O noktada yanlış yanlışı doğurur, insan kendisine huzursuzluk verenin daha önce yaşadıkları, şahit oldukları, içinde tortulaşan şeyler olduğunu sanarak bugününü geçmişinden kaçırmaya çalışır. Oysa kaçtığı bilincidir; aidiyeti, toprağın derinliklerine uzanarak kendisini besleyen kökleridir. İnsanın bilincinden kaçarak sığınabileceği tek yer bilinçsizliktir.

    “Dünyaya gelmek saldırıya uğramaktır. Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. Savaş bitmiştir” diyor üstad İsmet Özel, ‘Waldo Sen Neden Burada Değilsin?’de.

    Dünyayı insandan bakarak mı anlamlandıracağız; yoksa insanı dünyadan bakarak mı anlamaya çalışacağız? Bu ikilemin bizi getireceği yer kaçınılmaz olarak insanın mı, dünyanın mı daha büyük olduğu sorusudur. Dünya dünyadan ibarettir, başı ve sonu vardır. Oysa insan dünyadaki insandan ibaret değildir. Bedeni toprağa gidince insan orada bitmez, ruhuyla ebediyete göçer. Yeni zamanlarda insanı dünyaya sıkıştırmaya çalıştığımız, ebediyete ait boyutunu görmezden geldiğimiz için güdük, huzursuz, tıkanmış bir ‘insanlık’la karşı karşıya kalıyoruz.

    Herkesin tıkanıp kaldığı yerde varlığıyla hayata nefes aldıran insanlar da var.

    “Dünyayı kalbine koyma” dedi meczup, “kalbini dünyaya koy!

    Ve dedi ki, "gitmeliyim".

    Gidenlere... iyi geceler.