güney kore forma numarası hilesi ulan manyaklar resmen casusluk filmi çeviriyor dünya kupası hazırlıklarında. son heung-min bir maç 7 numarayla çıkıyor, öbür maç 19, bir dahaki 2 … scout'lar, video analistleri “bu kim lan, aynı adam mı yoksa ikizi mi” diye deliye dönüyor. aslında mantıkları çok basit: “batılılar asyalı futbolcuları yüzünden ayırt edemiyor, o zaman numaraları da karıştıralım ki analizleri sıfırlansın” diyorlar. shin tae-yong'un meşhur açıklaması da efsane: “bizimkileri birbirinden zor ayırt ediyorlar, biz de yardımcı oluyoruz” tarzı bi şey. 2002'den beri gelenek haline gelmiş, 2018'de isveç'e karşı da yapmışlar aynısını. hazırlık maçlarında yasal, turnuvada kadro belli olunca numara sabitleniyor tabii. ama rakibin zihnini sikmek için baya etkili bi (mind games) sahtekarlık bence !! türkçe karşılığı “`forma numarası trollü`” olabilir. koreliler bu konuda baya kurnaz çıktı, takdir etmek lazım. avrupalı hocalar sinirden kudururken koreliler kenardan gülüyor herhalde. güney kore'nin dünya kupası hazırlıklarında yaptığı “forma numarası hilesi” (`jersey number trick`), bir taktik oyun/zihinsel savaş stratejisi. ne yapıyorlar? güney kore milli takımı, hazırlık maçlarında ve dünya kupası öncesi kamplarda oyuncuların forma numaralarını kasıtlı olarak değiştiriyor. örneğin: — bir hazırlık maçında son heung-min 14 numara giyerken, — bir sonraki maçta 2 numara gibi farklı bir numara alabiliyor. bu, rakiplerin video analistleri, scout'ları ve teknik ekiplerinin oyuncuları forma numaralarına göre etiketleyip analiz etmesini zorlaştırmak için yapılıyor. özellikle avrupalı veya batılı takımlar için asyalı oyuncuları yüzlerinden ayırt etmek zor olabileceği gerekçesiyle (koçların kendi açıklamalarına göre) bu yöntemi kullanıyorlar. tarihçesi ve örnekler - bu, 2002
“Yapay Zekâ Çıktı, Kitap Öldü” Diyor Allah’ın Belaları
Şimdi ona melek ya da şeytan diye bakanların çoğu yapay zekânın yakın zamanda kat ettireceği medeniyet mesafesini anlayamıyormuş ama yakında onlar da anlayacakmış. O değil de, “Yapay zeka var, artık kitap dolaşımdan çıkacak” diyor Allah’ın cezaları. Tüfek icat olduğunda mertlik ölmüştü. O gün bugündür namertlik hükümferma ama bundan ne katillerin ne maktullerin ne müebbetlerin ne işkencecilerin ne de kürek mahkumlarının şikâyeti var. Namertlik öyle tabana yayıldı ki insan öldürme aparatı üretenler dünyanın her yerinde başa tac ediliyor. Haksızlık, hukuksuzluk yani zulüm, hemen her kumaştan her cinsten kendine dilediği elbiseyi dikiyor. Kalleşlikten, namertlikten son şikayetçi olan adam Köroğlu’ydu. Onun da üzerinden şu kadar yüzyıl geçti. Şimdi insanlar, örgütler, devletler, toplumlar göğüslerini döve döve sahip oldukları, olacakları, olmak ya da olmamak istedikleri savaş uçakları, radar sistemleri, füze ve nükleer silahlarla övünüyorlar. Cahiliye, sanayi, teknoloji, bilgi, bilişim, bilim, iletişim çağlarının üzerine ilerleme durdurulamıyor. Hâliyle insanın azgınlığına da fren bulunamıyor. İnsan ölümsüzlük arayışını sürdürürken dünyayı altüst etmeye devam ediyor. Biz daha “adamlar yapmış,” “şeytan bunun neresinde,” “tarihin terakkinin niye gerisinde kaldık” diye iki sülüs besmele, birkaç amme cüzü, üç beş divan şiiri için matbaayı geciktiren ecdadımız ile şah ve padişahlarımıza sitem ederken şu geldiğimiz yere bakın. Perdahsız kerpiç damlardan kaloriferli apartman dairesine taşınmanın ve henüz matbaada bir iki kitap tab etmenin sevincindeyken hangi akılla, ne ara, nasıl geldiysek yapay zekâ algoritmalarının hüküm sürdüğü şu saçma sapan günlere geldik. Söz bitmiş, anlam çökmüş, hikmet ölmüş, hayret uçmuş, cümle dağa kalkmış, düşüncenin cazibesi kalmamış, fikir
Makale|Yazı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
4. katman : “`gerçekliğin tuhaf sınırları`” (`kuantum`, `simülasyon`, `zaman`). - `kozmoloji` / `evrenin yapısı` (`fermi`, `entropi`, `büyük filtre`) - `zihin` / `algı` / `biliş` (mandela etkisi, dunning-kruger) - `mantık` / matematik sınırları (`gödel`, `zeno`) 1- `antropik ilke` – evreni “`neden böyle?`” diye değil, “`neden gözlemleyebiliyoruz?`” diye okumak gerekir. belki de evren, gözlemciyi zorunlu kıldığı için böyle görünüyor. 2- `schrödinger'in kedisi` – bir sistem gözlemlenene kadar hem ölü hem canlı olabilir. gerçeklik, bakışla “çöker”. 3- `heisenberg belirsizlik ilkesi` – bir şeyi ne kadar net ölçersen, başka bir özelliğini o kadar kaybedersin. evren “tam bilgi”ye izin vermez. 4-. “`bootstrap paradoksu`” – bir bilginin, nesnenin ya da olayın kaynağı kendi kendine döner. sebep yoktur, sadece döngü vardır. 5. “`dark forest` (`karanlık orman`) hipotezi” – evrende herkes sessizdir çünkü görünmek = yok edilmek olabilir. medeniyetler birbirini avlayan avcılardır. 6. “`kuantum ölümsüzlüğü`” – bilinç, her zaman hayatta kaldığı dalları deneyimleyerek “ölümü atlıyor” olabilir. (çok tartışmalı çoklu-evren yorumu) 7. `termodinamiğin ikinci yasası` – her sistem düzensizliğe gider. evrenin nihai kaderi: ısı ölümü ve bilgi çöküşü. 8. “`zaman oku` (`arrow of time`)” – geçmişi geçmiş yapan şey fiziksel yasalar değil, entropinin yönüdür. zamanın akışı aslında bir “asimetridir”. 9. “`gözlemci etkisi`” – gerçeklik, gözlemlendiği anda değişir. bu sadece fizik değil, bilgi felsefesidir. 10. “`bilişsel körlük paradoksu`” – zihin, kendi sınırlarını çoğu zaman kendi araçlarıyla göremez. görmediğini bile göremezsin. 11. “`bilgi evreni hipotezi`” – madde değil, bilgi temel olabilir. evren bir “hesaplama süreci” gibi çalışıyor olabilir. 12. “`holografik ilke`” – üç boyutlu
Kapitalizm her ne kadar emek sömürüsüne, Sermaye+tekel sistemine dayansa da; Soğuk savaş boyunca kapitalist sistemle kapışan Sovyet sosyalist ekonomisinin tıkanıp çökmesi, sosyalizmin henüz kapitalizme karşı yeterlilik düzeyinde bir alternatif olamadığını göstermiştir. Her ne kadar sorunun Sosyalist ekonomide değil, Sovyet ekonomisinde olduğu saptaması tamamen yanlış olmasa da; Henüz herhangi bir sosyalist ekonomik modelin kapitalist ekonomileri alt edememesi, bu saptamanın tamamen yanlış olmadığı kadar tamamen doğru olmadığını da gösterir.
+Savaş bitti mi? -Bitti. +Sen mi çekildin yoksa savaş mı bitti? -Benden başka savaşan yoktu
Yas Çanı
Yağmur çatıyı döverken 1800 lerde kalma bir plak Satie'den gnossiennes çalıyordu. Gri gökyüzünün pençesine düşmüş şehrin sokaklarına taziye havası sinmişti. Yağan sinsi yağmur, rahibelerin bakireliklerinin savaşa kurban gittiğine ağlayan papazların gözyaşları gibiydi. Rahibeler idam edilirken düşman rüyalarında, kilise kurtarıcı erlerin varlığına şükür çanları inletiyordu. Mesihin çocukları henüz gitmeyen rahibelerin bekâreti için değil düşman istilasından kurtulacak şehrin bekareti için İsaya yakarış gözyaşını döküyordu.. Bir yemin çınlıyordu sokaklarda; ölümüne, namusuna, şerefine, Bir inat haykırıyordu sokaklarda; öfkesine, direnişine, zaferine.. Kılıçları kana susamış erlerin coşkusu yıllardır aç bırakılmış bir canavarın acımasızlığına bürünüyordu yavaş yavaş. Düşmanı zalimce parçalamanın vereceği hazla yanıp tutuşan erlerin en vahşi hayvandan farkı kalmıyordu. Savaşın insanı en acımasız hayvana dönüştürdüğü gerçeği barışın insanı meleğe dönüştürmesinden daha kâtiydi.. Sanırım savaş, insanın içindeki canavara verilmiş en geniş özgürlüktür. Yani savaş önce insanlığı yok ederdi sonra da insanı. Papazın bu insanlıktan uzak düşleri takdis edişinin ardından kilisenin dua ayini başlamıştı çoktan.. Aristokratın soyluluğunun devamı için yalvarışı, avamın canı için yalvarışı ve korkusundan daha ağır basıyordu. Bir yandan güç, bir yandan üçüncü tabakadan önemsiz bir can.. La