Zulüm görünce susmalı mı? Yoksa haykırmalı mı vicdanının avazı kadar? Mazlumdan yana olup, taşın altına elini mi koymalı? Yoksa halının altına mı süpürmeli ezilenlerin feryatlarını toz niyetine? Partizanlık batağına düşüp "Benim partimin yolsuzu senin partininkinden daha hayırlı yolsuz" mu demeli? Yoksa "Yolsuzların yolunda yürüyen kalabalıklardan olacağıma kendi yolumda yalnız yürürüm" mü demeli? Şehit kanıyla yıkanmış Bayrağın formasını giyen şımarık soytarıları yaptıkları her rezillikten sonra "Bizim Çocuklar" diye pışpışlamalı mı;? Yoksa rehavete girmiş sosyetiklere halkın acısını mı anlatmalı her hezimette? Hep içine atıp kanser mi olmalı tüm gamsızların gıcıklıklarını, yoksa canına tak ettiği yerde "Yeter be" diye haykırabilmeli mi? Cehaletin rantlandırıldığı dünyada, sınırları yol, ormanları çöl, halkı tarikatlara kul olmuş bir ülkede yozlaşmayı, yobazlaşmayı alkışlamalı mı? Yoksa "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" diyenlerin izinde aydınlığa mı yürümeli? Uğur Mumcuların, Dursun Önkuzuların, Bahriye Üçokların, Sinan Ateşlerin hunharca katledildiği kentte pavyon naraları atan avamın türlü iğrençliklerine körü, sağırı, dilsizi mi oynamalı? Yoksa Besim Tibuk gibi Allah'ın belası kente Allah'ın belası kent diyecek cesareti mi göstermeli? Susanlar, pusanlar, tırsanlar bu kadar çokken, konuşan bir kişilik azınlık bir kente, bir ülkeye, bir dünyaya batmamalı mı artık? "Linç ne zaman biter?" diye sormalı mı? "Bilinç ne zaman yeşerir?" diye sorgulamalı mı? "Etekliler badboyperestliğe tövbe edip ne zaman insanlığa meyleder?" diye meraklanmalı mı? "Badboylar ne zaman insan taklidi yapmayı öğrenir?" diye hayal kurmalı mı? "İnsan nedir?" diye "İnsan neye denir?" diye ve "İnsan dediğimiz canlı nasıl yaşamalıdır?" diye insanı, insana, insanca sormalı mı?