Eا.

Hiç ezan duymadan, camiye gitmeden ve cemaatle namaz kılmadan büyüyen Müslüman çocuklar dini ve milli kimliklerini nasıl muhafaza edecek peki?
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Salkım söğütlerin el ele vererek koyu gölgeler oluşturduğu sokaklarda yan yana dizilmiş, kiremitten yapılma, üzerleri koyu mavi ahşap kaplamayla süslenmiş cümle kapıları olağanüstü güzellikteydi. Mahremiyeti ihlal etmeme adına gözlerimizi kaçırmaya çalışsak da, ardına kadar açık kapılardan zaman zaman evlerin iç kısımları da görülüyordu. Çoğunda, ortadaki hiç avluya açılan sıra sıra kapılar vardı. Geniş aile düzeninin klasik mimarimizi şekillendirdiği tipik bir örnekti, gördüğümüz. Bazı evlerin kapılarında tüller ve incecik perdeler asılıydı. Öğlen sıcağını hafifleten tatlı bir rüzgârla dalgalanan tüller ve perdeler... Kapılardan girip çıkan, bisiklet süren, oyun oynayan çocuklar... Avlularda oturan, sohbet eden, örgü ören, yemek hazırlayan kadınlar... Ara ara yanımızdan geçen seyyar satıcılar, süpürgeciler, çerçiler... Atmosfer öylesine asude ve öylesine sekinet doluydu ki, kendimizi adeta zamanın ve mekânın içinde kaybettik. Heyhat ki, hemen arka planda devam etmekte olan inşaat bittiğinde, oraya doğru akın edecek Çinliler, şehrin tam göbeğine yerleşecek "eğlence" hayatı ve modernleşmenin getireceği türlü problemler, bu sakin semtleri de vuracaktı ister istemez. Tam bu noktada, şehirlerin dev apartman bloklarıyla, dışarıdan gelen yoğun nüfusla, süfli eğlence ve tüketim mekânlarıyla doldurulmasının yerel kültüre indirdiği öldürücü darbe bağlamında, senin politikaları ile İslam coğrafyasının her yerinde yaşadıklarımız arasında can sıkıcı bir geçişkenlik gördüm. Bizdeki kültürel ve dini yozlaşma da aynı kanaldan akıyordu maalesef. Doğu Türkistan'ın kadim bir şehrinin ara sokaklarında bunu fark etmek, ayrıca sarsıcı ve moral bozucu oldu açıkçası.
Uygurların bize yönelik samimiyetleri öylesine yoğundu ki, tezgâhının yanından geçerken bizi durduran bir abla, sattığı karpuzlardan kestiği iki büyük dilimi bize ikram etti. Kendisine para vermek istediğimizdeyse sıcak bir şekilde gülümsedi ve "Mihmanımıs" (Siz bizim misafirimizsiniz) diyerek parayı geri çevirdi. Israr etmedik, çünkü onun gösterdiği samimiyet karşısında ısrar artık kabalık olacaktı.
Penceremizin tam karşısında, parkın köşesinde bir caminin minareleri görünüyordu. Ama ne ezan okundu orada, ne de namaz kılındı... Karanlıkta öylece tek başına nöbet tutan cami, en azından kıbleyi belirlemede bize yardımcı oldu.
Gulca şehrinde.·Kitabı okuyor
İnsanların kalbini kırmak haramdır.