Yaşam, biz nasıl görüyorsak öyle. Tarlası onun için her şey olan bir çiftçi için tarla bir imparatorluk. İmparatorluk alanını yetersiz bulan Sezar için, imparatorluk arazisi kadar küçük. Fakir adamın bir imparatorluğu varken, büyük adamın bir tarlası var. Gerçekten sahip olduklarımız duyularımız. Algılanan olgular yerine her şey algılar içinde ve biz yaşam gerçeğini buna dayandırıyoruz.
Her zaman anda yaşarım. Geleceği bilmem ve artık geçmişim yok. Birincisi bana her şeyin olasılığı, ikincisi hiçbir şeyin gerçeği olarak baskı yapar. Umutlarım ve özlemim yok. Yaşamımın bugüne dek ne olduğunu bilerek sıkça ve tamamen isteklerimin tam aksi olan tahminde bulunduklarımın, istediklerimin dışında bir şeylerin, dışarıdan hatta kendi isteğim yoluyla gerçekleşeceğinden başka, yarın ki yaşamım için ne tahminde bulunabilirim ki?
Boş yere tekrarlanmayı isteyebileceğim, geçmişimden, bir anım yok. Ben kendi kalıntımdan veya imgemden fazlası olmadım. Geçmişim beceremediklerimden oluşuyor. O zamanki duygularımı bile özlemiyorum çünkü hissetmek o anı gerektirir o an geçince sayfa çevrilir öykü sürer, başka şeyler anlatılır.
Yaşamak, başkası olmaktır. İnsan her gün aynı şeyleri hissedemez eğer, bir kişinin bugün hissettikleri dünkülerle aynıysa, bu hissetmek değildir.
Bugün, dün hissettiklerini anımsamaktır.
Dün yaşanan ve yok olanın, bugünkü yaşayan cesedi olmaktır.