Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü gerçekten epik bir finaldi. Serinin üçüncü kitabı olduğu için, olayların artık zirveye ulaştığını hissediyorsun ve her şey inanılmaz bir gerilim içinde ilerliyor. Özellikle Frodo ve Sam'in yüzüğü yok etmek için verdiği mücadele, hem fiziksel hem de duygusal olarak o kadar ağır ki, yer yer onların yerinde olmak istemezdim dedirtti. Sam’in Frodo’ya olan sadakati beni çok etkiledi; tam anlamıyla dostluğun ve fedakârlığın en saf hâlini gösteriyor.
Aragorn’un kral olarak yükselişi de inanılmaz tatmin edici. Yıllardır süren bir yolculuk ve mücadele nihayet meyvesini veriyor. Pelennor Çayırları’ndaki büyük savaş sahnesi ise müthişti. Okurken kendimi sanki o savaşın içindeymişim gibi hissettim; Gondor'un savunulması, Rohan’ın gelişi… Gerçekten insanı heyecanlandırıyor.
Ama kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri, finalin biraz melankolik olmasıydı. Tam her şey yoluna girdi diye düşünürken, Frodo’nun eski hayatına dönememesi beni duygusal anlamda yakaladı. Onca şey yaşadıktan sonra normal bir yaşama devam edememesi çok dokunaklıydı. Bir yandan savaş kazanılıyor ama Frodo için bir tür huzur hâlâ çok uzakta.
Bazen Tolkien’in J. R. R. Tolkien uzun tasvirleri biraz yorucu olabiliyor, ama dünyayı o kadar detaylı anlatıyor ki, Orta Dünya’ya dair en küçük bir şeyi bile kaçırmak istemiyorsun. Genel olarak, Kralın Dönüşü müthiş bir finaldi. Fantastik edebiyat sevenler için kaçırılmaması gereken bir eser.