Ama büyük hayat denizine her gün bir parçasını bırakan birinin umutsuz yolculuğu gibiydi gelişi; rüzgâra karışıp yok olacak kadar zayıf bir görüntüsü vardı; bezgin, bedbin, bitkin.
Şu defteri yırtsam dedim, şu satırları yazarken. Yaprak yaprak yırtarım, ince uzun şeritlere bölerim. Şeritler kıvrılır, lüle lüle olur. Karıştırırım hepsini, üstlerinde yarım cümleler, sözcükler, hatta heceler kalır.
Sözcükler birbirine karışınca hiçbir şey anlatmaz olur.
Bir şey anlatmıyorsa ne işe yarar?
Bir işe yaramıyorsa yakarım hepsini, çakarım kibriti, tutuşan şeritleri bakır tencereye bırakıveririm. Kül kalır geriye hiçbir şey anlatmayan sözcüklerden, üflerim, dağılır, hiç olmamış olur böylece.
"İnsan gençliğini aşka vermezse gençlik neye yarar?" dedi.
Saçma sözler ettim, ne inandığım ne inanmadığım sözler; tatmadığı bir duygu hakkında akıl yürütmeye çalışan zavallı bir adamın acınası çabası.
"Ama sonunda kaybeden siz olmuşsunuz."
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?"
"Ama kucağında bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz."
"İyi ya, boş değildi kucağım."
"Ama yandınız, kül oldunuz."
"Ama vardım, kül bunun kanıtı."