Sıdıka Altunok

Sıdıka Altunok
@sdkaaltunok
Zamanın aksında kendime yer ayırdım bugün. Diğer günlerden farklı bir şekilde, içimde bilinmeyenler diyarına bir özlem de yok hem... Ben varlığı sade, kendiliğinden gelen bir huzurla mümkün kılıyor kendini. Kuşlar ürkmüyor bu yüzden yanlarından geçerken. Mahzun bir huzurda tanışmışız onlarla; kondukları dallarda, benim de telaşı olmadan sallanan bir meşe yaprağı olduğumu anlamışlar. Düz bir çizgide, sağından ve solundan girintili çıkıntılı olduğumu da bilmişler yorgun değilim bu yüzden, anlatmadan anlaşılmak kadrine erenler için dünyada daha maksud bir şey bulunur mu, bilmiyorum. Kuşlar kadar, dallarda dolaşan sincaplar da tanımış beni. Hoplaya zıplaya gelip giderken yanımdan, göz göze gelmişiz bir an; içimde amansız bir heyecan yükselmiş, içinde amansız bir korku yükselmiş. Daldan bulduğu palamudu saklamış benden; heyecanımı saklamışım ondan. Her gün dallardan bulduğu palamudu sakladığı yeri bilmiyormuşum gibi çevirmişim yüzümü. Saklardım… Tanımış beni. Onun beni bildiği kadar ben de tanırmışım onu. Kış gelince, bir yaz boyu toplayıp sakladığım palamutların yerini ben de unuturmuşum hep. Sincapla tanışıklığım ezelden bu yüzden. Sırtımı yasladığım meşe göğsünde yumuşatmış ah ile vah arasında kalmışlıklarımı. Gölgesinde anlamamışım, kalbim de sarılmış. İçime ince ince işleyen her neyse tanıyamamışım bu sefer; onun beni tanıyışıysa ezeliymiş, sağlammış ilmekleri. Düğümü yüreğime atıldığı vakit anlamışım ebedi olduğunu. Tatlı, hafif bir rüzgârdı ekimde esen; iğde ağacının ahenkle sallanan dalları kadar mahzun bir huzurun içindeydim. Kuşlar ayaklarımın ucunda yürürken, dik bir çizgide, girintili çıkıntılı, solgun meşe yaprağı rüzgarla birlikte son dansına çıkarken çok zarif bir nezakete tabiydi. Sincabın palamutları saklanmıştı şimdi...
Reklam
Türk Kozmogonomisi
"Türklerce Güneş kadındır, Ay erkektir. Çocukların hala "Ay Dede" demesi Ay Ata tabirinden kalmadır."
Postmodern yaklaşımlar
Yazılarımın bir sona bağlanmadığında havada kaldığı düşüncesinin, 10. sınıfta Ali hocaya ilk yazımı okuduğum andan itibaren bir başlangıcı oldu o gidiş o gidiş yazılarımı gönderdiğim her yerden duydum efm Ali hocam tarzımı anladığında alıştı ancak ne zaman otursak sıdıka bir gün bir yazı getirdi diye başlar şu yazılarını bir nihayete erdir eevvladım diye sonlandırır sağ olsun.. bunun da bir tarz olduğuna inanıyorum oysa ben. Her şey bir nihayete ermez ki beyaz montlu adamın beyaz montu o sıcakta giymesinin bir anlamı yoktur çünkü yahut norgunk mektuplarının bir anlamı da olmak zorunda değildir hislerimizin bile bir anlamı var mı ki diye düşünüyorum çoğu zaman anne evladını sever bunun bir nedeni var mı, çocuğu çünkü çok dar geliyor mesela nedensiz sevgiler daha bir saf bu yüzden ben gönlünce. Varoluş tam da bu noktada değer kazanıyor sanki, diğer türlüsü bir alışveriş değil mi ki efm. Müzeyyen diyordu ya hani: "Bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki" bir şeyin anlaşılması için de illa bir anlamı olması gerekmez ki niye bir mantık silsilesine tabii tutuyoruz mesela. Ha bugün bunu derken yarın farklı da düşünebilirim hayatın anlamı vardır çünkü yahut da yaşamın, tabiatın bir anlamı vardır. Anlam yüklemeye çalışmak hoşumuza gidiyor sanki hikayesi olduğuna inanmak kafamızda kurgulamak farklı hissettiriyor. Mevzumu yine düz bir zeminde değil de dağ yolları gibi kıvrımlıca anlattıktan sonra yazılarıma dönünce, eğer yazı konu bütünlüğü yakalayamadıysa zihnimi yansıtmasından, ileride kendim dahi okuduğumda o kodları çözmeye çalışırken ne hissettin de koydun bu kelimeyi buraya diyebilmek için, hikaye orda bitmedi bak belki de bambaşka nihayetlere eriverdi diyebilmek için.. Ya da boru yetmemiştir ya.. ısının daha iyi yayılabilmesi yahut matematik
"Yakamıza takılan hüzünle başbaşa kaldık çiçeğim"
Ben Çatısı
"Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan.." Kendimizi bulduğumuz şiirler, sözler vardır efm.. biraz yorgunum, ümitsiz.. umutsuzlukta avunduğum umut liraları yetmiyor artık umutlarımı almaya.. vazgeçmek yolcusuyum şu günlerde.. Darmaduman, kararlılığın grisinde bitkin.. eskiden gitmesin diye gemiler sımsıkı bağlardım iskeleme. Biri gidince hepsi gidebilirmiş anladım. Ben bırakmayı öğreniyorum bugünlerde ve yazmışım bir yerde "ben çatısına kiremit taşıyorum şu günlerde içime düşmesin diye soğuk kırgınlıkları" ben çatısına kiremit taşımıyorum artık evhamlarım başlı başına kırgınlık ve kırıkken kiremit sağlam durmuyor o çatıda. Geç öğrendim, zamanının tam anında öğrenmeme rağmen geç öğrendim efm
Günce
Reklam