Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekinden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası.
Bu da Bulantı veriyor insana. Daha doğrusu Bulantı'nın ta kendisi bu. Bulantı benim içimde değil: Onu orada, duvarda, askıların üzerinde, dört bir yanda hissediyorum. Kafeyle özdeşleşiyor; o bende değil, ben ondayım.
Belki de insanın kendi yüzünü anlaması imkansızdır. Belki de bunun nedeni yalnız yaşamamdır. Topluluk içinde yaşayanlar kendilerini aynalarda, arkadaşlarına nasıl görünüyorlarsa öyle görmeyi öğrenmişlerdir. Benim arkadaşım yok. Tenimin böyle çıplak olması acaba bu yüzden mi? Buna insansız doğa denebilir.
Aziz Bey Maryam tarafından aldatıldığını düşünmüştür hep. Oysa, Maryam'ın mektuplarındaki samimi çağrı sayılmazsa, yaşadığına aldatılma demek pek mümkün değildir. Gerçekte, Aziz Bey sevildiğini sanmak yanılgısına düşmüştür. Hepsi budur.