Çay ritüeli, hayatlarımızın saçmalığında dingin bir uyum gediği açmak gibi olağanüstü bir erdeme sahiptir. Evet, evren boşlukla elbirliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır. O halde, bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgâr işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur, kedi sıcak bir ışık içinde uyur. Ve her yudumda zaman iyice yücelir.
Güzellik nerededir? Diğerleri gibi ölmeye mahkûm büyük şeylerin içinde mi, yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, anın içine bir sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeylerde mi?
Bir zenginin ses tonundan yalnızca kendisine hitap ettiğini anlamak, üstelik telaffuz ettiği sözcükler teknik olarak size yönelikken, onları anlayabileceğinizi hayal bile etmediğini görmek, toplumsal bataklığın dibine değmektir.
Bazı insanlar inceledikleri şeydeki içkin yaşamı ve soluğu kavramakta yeteneksizdirler ve insanlar sanki otomatmış gibi, şeylerin ise sanki hiç canları yokmuş da keyfi esinlerle söylenebilecek şeylere sığarlarmış gibi söylevde bulunarak geçirirler ömürlerini.