Ataerkil Babil toplumunda kadın, Sümer toplumunun tersine ikinci sınıf ve aşağı görülmüştür. Kırsal kesimde, Sümer zamanından kalma bir saygı var olsa da, kadınlar hep alınan satılan bir mal gibi muamele görmüşlerdir. Bu alışkanlık aynı toplumlarda, İslam’ın varlığına rağmen günümüze kadar gelmiştir.
Bir şekilde erkekler çok eşli olabilmiş, cinselliklerini farklı biçimlerde yaşayabilmiştir. Sümer zamanında çok büyük önemi olan aile kurumu, çocuk yetiştirmeye indirgenmiştir. Kadınlar is alınıp verilen bir mala dönüşmüş, bugün dilimize yerleşmiş olan kız almak/kız vermek deyimleri o zamanlardan kullanılmaya başlamıştır.
Babil Dönemi;
...İkinci tabaka sıradan hatta günümüz deyişiyle “avam” adı verilen halk tabakasıdır. Bunlara “boyun eğen” hatta “tembel”, “işe yaramaz” anlamında muşkenu denir. Muşkenu sözcüğü üzerinde biraz durmak gerekir. Bu sözcük Aramice/Süryaniceye meskīna şeklinde geçmiş, Arapçada ise “miskin” olmuştur. Dilimizde de var olan “miskin” sözcüğünün kökeni bu “avam” tabakasından gelmektedir.
Gelelim Babil’e...
Tevrat’ta “Şehirlerin Fahişesi” olarak geçen Babil’e... Kurulduğundan günümüze kadar etrafında kan dökülen, kaderi pek değişmeyen Babil’e...
Dinin devlet dini olmasıyla birlikte, tapınakların da “siyasi” önemi artmıştır.
Bu durumun bütün hükümdarlar tarafından kabul edildiğini düşünmemek gerekir; tapınağın bu gücünün hükümdarın hareket alanını kısıtladığı da hesaba katılmalıdır. Nitekim MÖ 2050 civarında hükümdarlık yapan Ur-Nammu’nun “din ve devlet işlerini ayıran” kanunlar çıkarması da bunun göstergesidir. Hammurabi’den yüzyıllar önce çıkarılan bu “laik” yasalar hükümdarın gücünü elinde toplama çabasıdır, ancak zaman geçtikçe göreceğiz ki bu “laiklik” yok olacak ve hükümdar kendini “Tanrının yeryüzündeki görüntüsü” olarak ilan edecektir. Tanrı adına hareket ettiğini söyleyen hükümdarların zihniyetinin bölgenin bugünkü durumunda da rol oynadığını inkar etmek mümkün değildir.
Bütün topraklar tanrıların malıydı ve her türlü üretim ortaklaşa yapılırdı.
Bu düzene bugünden bakıldığında bazılarının anakronik bir biçimde “dini sosyalizm” demesine rağmen bu sistem ataerkil istilalar öncesi çok yerde rastlanan bir sistemdi. Günümüzde global kapitalist sistemin yok saymaya çalıştığı bu düzenin çok iyi anlaşılması aslında insanın özünün anlaşılması için de önemlidir.
Zamanla bu düzenin kaybolması savaşlara ve adil olmayan devlet sistemlerine yol açmıştır. Bunun ilginç bir de etimolojik anısı vardır. Eskiden “angarya” sözcüğünün Latincede toplum için yapılan işler anlamına geldiğini söylemek yeterli olacaktır sanırım.