Biraz önce Kitapkurdu Hanım’ın, Leylim Leylim yorumunu okuyunca aklıma Ahmed Arif’le ilgili güzel bir anım geldi. Sonra da uzun uzun düşündürdü.
90’lı yılların başında lise 2. Sınıftayken okulumuza bir edebiyat öğretmeni geldi. Hemen hemen yeni mezun sayılacak kadar genç ve güzel bir kadın olan Ayşegül Hocanın edebiyat derslerini unutamam. Artık emekliliği çoktan geçmiş olan ve derslere boşvermiş önceki öğretmenin dersleri neredeyse boş geçiyor sayılırdı. Yeni öğretmenin idealist ders anlatışı ve öğrencilerle mesafeli de olsa arkadaşlıklar kurması hemen dikkat çekmiş ve beğeniyle karşılanmıştı. Bir gün derste “aranızda şiir okuyacak birisi var mı?” diye sordu. Ben de o zamanlar belkide yaşımın gereği hem kendim yazar hem de şiirleri ezberler ve okurdum. Sınıf arkadaşlarımdan bunu bilenler hemen benim ismimi verdiler, zaten diğerlerinden şiir sevenler olsa da tüm sınıf içinde okuyacak birisi yoktu. Öğretmenin ricasıyla ayağa kalkarak o zamanlar çok severek okuduğum Ahmed Arif’in “Uy Havar” şiirini coşkuyla okudum. Gençlik enerjisi ve coşkusu var tabi, şiiri hissederek sözlere göre beden diliyle kah sesimi yükselterek kah hüzünlenerek bazen de heyecanlanarak okumaya başladım. Laf aramızda tek gözlü öğrenci odamızda bu okumaya çok çalışırdım. Sınıfta çıt yok, öğretmen gözünü kırpmadan şaşkın izliyor. Sonradan öğrendiğime göre Ordu’nun gariban öğrencilerinden böyle bir şiir beklemiyordu, hatta şiir beklemiyordu. Şiir okumayı bitirince sınıftaki sessizlik sürüyordu ama sanki az evvel okunan şiir havayı öyle doldurmuş ve asılı kalmıştı ki, tüm sınıf bu şiirin ağırlığından eziliyor ses çıkaramıyordu. Ben ne yapacağımı bilemez ayakta beklerken herkesin gözü öğretmene dönmüştü. Öğretmen birşeyler söylemek