Musa Eroğlu şarkı sözleri Kurumuş Toprak Gibiyim Zamansız Yağmur Beklerim Dağlar Girdi Aramıza Taş Çürüsün Yol Utansın Diken Sardı Ellerimi Naz Etmesin Gül Utansın Ben Ayrılık İstemedim Sebep Olanlar Utansın Ülker Vurdu Yaprağıma Mevsim Dursun Güz Utansın Çürümüş Yaprak Gibiyim Şu kevn ü mekanı tutmuş ışığın Nöbetin bekleyin alır keşiğin Beklemeli bir sultanın eşiğin Günde yüz bin kere yüzler sürmeli Açtırdım kapıyı girdim içeri Aklımı başımdan aldı o peri Dedim sende buldum halis gevheri Dedi yok yok bir mihenge sürmeli Seher vakti çaldım yarin kapısını Baktım yarin kapıları sürmeli Hoş bulmadım otağının yapısını Çıkageldi bir gözleri sürmeli
Müzik
“Daha önce de geçmişti” demekten başka avuntu bulamadığımız geceler. olsun, daha önce de geçti.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Akan gözyaşı kurur. O unutamadığın, artık hatırlamadığın olur. Hayal dediklerin gözünün önüne gelir, yaşantın olur. Olmaz dersin, tanıdığın biri yabancı olur. Dün düştüğün yer, bugün dik yürümene sebep olur. Yabancı, birden "kalbin" olur. Sonra düştüğün yerin adı, "iyi ki yaşamışım." olur. Kızarak yaşarsın ama... "neden ben?" diyen isyanların, seni sen yapmaya vesile olur. Şimdi hayat kötü diyorsun, bir gün aniden güzel olur, sana tüm kötülükleri unutturur...
Kitap Alıntısı
kötü günlerin hafızası
İnsanlar neden kötü olayları iyi olaylardan daha çok hatırlar biliyor musun Nisera? Belki de bunun cevabı düşündüğümüz yerde değildir. Belki mesele kötü şeylerin daha ağır olması da değildir. Çünkü insan hayatına dönüp baktığında en çok acı çeken anlarını değil, en çok değiştiği anları hatırlar. Ve ne gariptir ki değişim çoğu zaman mutluluktan değil, kayıplardan doğar. Hiç kimse çok sevildiği bir günü oturup saatlerce düşünmez. Ama eksik bırakıldığı bir geceyi yıllarca içinde taşır. Çünkü sevgi insanı olduğu yerde bırakır bazen, acı ise onu hareket etmeye zorlar. İnsan en çok canının yandığı yerde kendisiyle karşılaşır. Düşünsene... Çocukluğundan kalan en parlak anıları hatırlamaya çalış. Muhtemelen tek bir güne ait değillerdir. Güneşli bir öğleden sonra, bir kahkaha, bir sokak, bir koku... Hepsi birbirine karışmıştır. Çünkü mutluluk yaşanırken zamanın içine karışır. Ama canını yakan bir günü hatırladığında her şey yerli yerindedir. Hava nasıldı, hangi şarkı çalıyordu, ne giymiştin, ne hissetmiştin... Çünkü insan acıyı yaşarken ilk kez zamanın farkına varır. Belki de bu yüzden kötü anılar daha net değildir aslında; sadece ruhumuz onlara daha uzun süre bakmıştır. Ama bence asıl sebep başka bir şey. İnsan mutlu olduğu anlarda dünyaya inanır Nisera. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu düşünür. Bu yüzden mutluluk zihinde bir soru bırakmaz. Oysa kötü olaylar insanın dünyayla yaptığı anlaşmayı bozar. Güvendiğin biri gider, olmayacağını düşündüğün bir şey olur, sonsuza kadar süreceğini sandığın bir duygu biter. İşte o zaman zihnin durup aynı yere tekrar tekrar dönmeye başlar. Çünkü yaşanan şeyi değil, yıkılan inancı anlamaya çalışıyordur. İnsan eski sevgilisini unutamadığını sanır mesela. Oysa çoğu zaman unutamadığı şey o kişi değildir. O kişinin yanında kurduğu
Sevmek için sebep aramadım; sesi ve de gülüşü yetti kalbime
Allah için bir araya gelmiş toplulukların karma olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu durum, fark edilmeden fitnenin kapısını aralayabiliyor. Bunu eleştirmek için değil, bizzat gözlemlediğim ve kendimi de içine katarak konuşuyorum. Bugün iki gün boyunca katıldığım antisiyonizm kongresinde şunu gördüm: Herkes başlangıçta Allah için hizmet etme niyetiyle gelmişti. İnsanlar ümmetin derdiyle dertleniyor, zulme karşı ses olmak istiyordu. Fakat bir müddet sonra kızlar ve erkekler arasında samimiyet oluşmaya başladı. Hatta tesettürü düzgün bir hanımefendi gelip bizden makyaj yapmamızı istedi. İlk gün birbirimizin yüzüne bile bakmadığımız insanlarla zamanla arkadaş olma seviyesine geldik. Hatta arkadaşlıkların ötesine geçen yakınlıklar bile oluştu. Küçük bir bakışın, bir ilginin, bir tebessümün nelere sebep olabileceğini bir kez daha gördüm. Oysa davamız Allah içindi. Oysa hak din için toplanmıştık. Oysa zulüm karşısında tek yürek olmak için bir aradaydık. Rabbimiz, Peygamber Efendimizin hanımlarına hitaben şöyle buyurur: “Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız, sözü yumuşatarak söylemeyin ki kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılmasın. Sözü uygun ve ciddi bir şekilde söyleyin.” (Ahzâb, 32) Bu ayet her ne kadar Peygamber Efendimizin (sav) hanımlarına hitap etse de, Müslüman kadının vakarını ve karşı cinsle iletişimdeki ölçüsünü göstermektedir. Yine Rabbimiz: “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar...” (Nûr, 30) “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar...” (Nûr, 31) buyurmaktadır. Bu dini romantize etmeye çalışmayalım. Allah'ın koyduğu sınırları, iyi niyetlerimizle esnetemeyiz. Çünkü şeytan insanı bir anda değil, adım adım sürükler. Nitekim Rabbimiz: “Şeytanın adımlarını