Birbirleriyle rekabet eden markaların gerçekte çok farklı olmamaları nedeniyle kişi, seçme özgürlüğünün büyük gücünü hisseder. Sanırım birçok
kişi, eğer kendi cennet kavramlarında dürüstseler,
cenneti her gün yeni bir şey alabilecekleri, belki de
komşularından biraz daha fazla alabilecekleri çok büyük bir alışveriş merkezi olarak düşlemekteler.
Tüketim dürtüsünün ardında içsel bir boşluk —hiçlik duygusu— olduğunu bilmekteyiz. Söz konusu olan gerçekte, bir sıkıntı ve yalnızlık duygusudur. Bu bağlamda ortaya çıkan bilimsel bulgularda sıkça rastladığımız; aşırı yemenin, aşırı alış verişin şiddetli huzursuzluğun ya da sıkıntının
doğurduğu sonuçlar olduğudur. Kişi, kendi içinde derin bir boşluk ya da çaresizlik duygusunu taşır bunun
yanında içini doldurduğu şeylerin de kendini güçlendirdiği sanısına kapılır.
Peki ne oldu sosyalizme?
Yerine geçmek istediği kapitalist ruha yenik düştü. Sosyalizm taraftarlarının ve düşmanlarının birçoğu, sosyalizmi insanın kurtuluşu olarak kavramak yerine, çalışan sınıfın ekonomik durumunu düzelten bir
akım. olarak kavradılar. Sosyalizmin insancıl
amaçları bir kenara bırakılmış yada yapay bir bağlılıkla
anılır hale gelmişti. Bunun yanısıra, tüm önem, kapitalizmde de olduğu gibi ekonomik kazanç amacına yöneltilmişti. Aynen demokrasinin, ideallerinin tinsel
köklerini yitirmesi gibi, sosyalizm de düşüncesinin en
derin kökünü —barışa, adalete, kardeşliğe yönelik mesihçi inancını— yitirmişti.
Çocuk, yalnızca «kendini ifade
eder.» Ama yaşamının daha ilk gününden başlayarak ileri yaşlarına dek çocuk, aykırı olmanın, sürüden ayrı
kalmanın korkusunu taşıyarak, uyumluluğa yönelik
inanılmaz bir saygıyla doldurulur. Ailede ve okulda
başlayıp büyük düzenin etkisinde eğitimini tamamlayarak büyüyen «düzen adamı»nın görüşleri vardır,
ama inançları yoktur. Kendini oyalayabilse bile mutsuzdur. Üstelik kendinin ya da çocuklarının yaşamını gönüllü bir itaatkârlık ile kişiliksiz ve isimsiz güçler
ardına harcamaya isteklidir, öyle ki, çok gözde olan
termonükleer savaş tartışmalarında ölüm oranlan dahi onun için kabul edilebilirdir: Bir ülke nüfusunun
yarısı ölür - «biraz kabul edilebilir»; üçte ikisi ölür -
«belki edilemez.»