İnceleme yazmanın, ilgili kişilere hitap edeceği gibi, kendimiz içinde okuduklarımızı daha iyi ozumsemek açısından bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Cemil Meriç 'i hiç okumamış bir okuyucu olarak, ilk bu kitapla kendisi halkında fikir sahibi oldum. Onun psikolojisini anlatan akıcı ve etkileyici bir roman olduğunu da düşünebilirsiniz. Geçirdiği süreçleri anlamamız için, ilk psikanaliz in kurucusu Sigmund Freud un kuramlarıni anlatmakla başlıyor. Orta asyada doğmuş, gelismis Türk düşüncesi ile devam ederken,Türk 'ün kitleler halinde hareket ettiği için, bir düşünce sistemine sahip olamadığını eleştiriyor. Bunu le bon ve Sigmund freud alıntılari ile desteklerken, bir nevi Türk ü gömüyor. Avrupa düşünürken bizimkiler ok atarmış, lisanları bile yokmuş ve dili sadece askeri bir emir kipi olarak kullanıyorlarmış,GökTengri inancının saçmalık olduğunu, düşünür olarak bir tek şamanları gördüklerini belirtmiş. Ve bu düşünce yoksunluğunun kurtuluş savaşına kadar devam ettiğini ve gerçek bir düşünür olarak Cemil Meriç 'in dünyaya geldiğini öne sürmüş. Arada övdüğü de olmuş . İbni sina, Farabi ve Ahmet yesevi den bahsetmiş. Musiki ile mimari de iyi olduklarını söylemiş. Aslında düşünceden yoksun derken, İslam alimleri ve tasavvufcular çıkarmışlar ama sokrates ayarında bir filozoflari olmamış, olacagi zaman katledilmiş.
Bu ön bilgilerden sonra Cemil Meriç 'in psikobiyografisi başlıyor. İnsan psikolojik gelişiminin atalarından geldiğini, bu yüzden entelluktuel açıdan donanımlı bir ailesi olan Meriç' in, o daha doğmadan balkan savaşları nedeniyle oradan oraya göç ederlerken, yaşadıkları ruhsal bunalimlari çocuğa empoze ettiklerini ruhsal çözümlemelerle anlatıyor. Hatay reyhanlı da doğan Meriç, göçmen psikolojisi ile dünyaya gelir ve o dönemde Müslüman araplar olduğu için dislanir