Tanrıya doğru ilerleyen insan deliliğe her zamankinden daha fazla maruz kalmaktadır ve Tanrısal lütfun onu sonunda ittiği hakikat limanı, aslında onun için bir meczupluk uçurumundan başka nedir ki? Işıltılarını algılamak mümkün olduğunda, Tanrının bilgeliği uzun zaman örtülü kalmış bir akıl değil de, dibi olmayan bir derinliktir.
"hiçbir söz bunu ifade edemez, hiçbir anlatma eylemi bunu anlatamaz, hiçbir ölçü bunu ölçemez, hiçbir tamamlanmış onu bitiremez, hiçbir son onu sona erdiremez, hiçbir oran onu oranlayamaz, hiçbir kıyas onu karşılaştıramaz, hiçbir görüntü onu görüntüleyemez, hiçbir biçim onu biçime sokamaz... Hiçbir sözle ifade edilemeyen bu cinsten cümleler sonsuzda kavranabilirler, çünkü hiçbir kavrayış, her şeyin onunla, onda ve ondan itibaren hareket ettiği bu Bilgeliği kavrayamaz.
Beyefendi, yakışıklı beyefendi. Beyefendi varlığını hissediyor. Yakışıklı beyefendinin bir Legion d'Honneur'ü ve bir bıyığı var hepsi bu. Ancak bir madalya ve bir bıyık olmakla ne kadar mutludur kim bilir, geri kalanını zaten kimse görmez. O ise burnunun iki yanında bıyığının sivri iki ucunu görür. Düşünmüyorum öyleyse bir bıyığım ben. Ona ne zayıf vücudu görünüyor, ne de kocaman ayakları.