Bu zincirin mantığı : Hayattan o aşkın pratikleri çıkardığınız an, tüm 'izm'ler özünde birer süslü ateizmdir. Ateizm ise maskeleri düştüğünde doğrudan nihilizme, yani mutlak bir anlamsızlık ve hiçlik tabanına çıkar.
Ancak bizler madde dünyasındayız ve metafiziği tam olarak bilmiyoruz. Çoğunluk o ulu gücü kendi uydurduğu sığ kutulara hapsettiği için aslında birer gizli nihilistdir; oysa gerçek Tanrı, o cüce tanımların çok ötesindeki o mutlak bilinmezliktedir.
Bu yüzden, bu denklemin sonuna 'Hiçlik' veya 'Tanrı' yazıp kesinlik koyduğumuz an bile yanılıyor olabiliriz. Bu formül bir iddia değil; insan zihninin o hem mutlak yokluğu hem de o ulu Tanrı ihtimalini barındıran büyük kozmik bilinmezlik sınırına çarptığı dürüstlük anıdır.
Bu kitapi okurken tam olarak anlamıyordum ama anlıyor gibiydimde.Hiçbir şey tam çözülmüyor ama büyük bir anlama giden basamak taşları gibi .Herhalde üçüncü kez okursam biraz daha anlarım.
Descartes “düşünüyorum ”
diye haykırarak modern felsefeyi başlatmış olan kişidir. Kuşku duyuyorum - varolduğum dan bile... ama kuşku duyduğum dan kuşku duyamam... o halde düşünüyorum ... demek ki varım...
o halde ben düşünen... bir şeyim... Kant daha akıllıydı... dedi ki her şey tamam ama “ben düşünen bir şeyim” sonucuna öyle kolay kolay varamazsın. Düşünmek demek her şeyi kavramda
ta baştan içermek değildir. Düşünmek demek onu mekânda-zamanda realize etmek demektir.
Hocam, Descartes'ın "Düşünüyorum öyleyse varım." ifadesi sezgisel bir bilgi. Düşünen şeyin kendi varlığının farkına varışının ifadesi. Ki Descartes bu ifadeyi ortaya koyarken yola "gerçekliğinden şüphe edebildiğim her şeyi gerçek değil olarak varsayacağım ve böylece gerçekliğinden şüphe edemediğim şeyi bulup gerçek kabul edeceğim" diyerek yola çıktı. Bu yolun en başında da Kant'ın düşünmeyi tanımlarken kullandığı "mekan-zamanın" gerçekliğinden şüphe edebildiği için onları gerçek değil varsaydı.
Ez cümle Descartes, düşünceyi tanımlamıyor bir sezgi olarak ifade ediyor. Alıntıdan anladığım kadarıya -çünkü hiç Kant okumadım- Kant ise düşünmek kavramına farklı bir anlam atfediyor ve Descartes'ın düşünmek kavramına atfettiği anlam Kant'ın düşünmek kavramına atfettiği anlam ile çelişiyor fakat Kant Descartes'ın düşünmek tanımını doğrudan yanlışlayamıyor. Descartes'ın, düşünmek kavramı, Kant'ın düşünmek kavramıyla tutarlı olmasa da Descartes'ın önermesi kendi içinde tutarlı.
Aslında "her şey tamam ama 'ben düşünen bir şeyim' sonucuna öyle kolay kolay varamazsın" cümlesi de doğrudan Descartes'ın düşünmeyi sezgisel olarak ele alışını yok sayan bir ifade çünkü Descartes'ın anlayışında düşünce ve düşünen şey birbirinden ayrılamaz dolayısıyla ben düşünen bir şeyim ifadesi varılan bir "sonuç" olamaz.
Evet güzel çıkarımlar .Ben de Kant okumadım bu arada .Bence Descartes diyor ki rüya görüyorsam bir ben var .Kant da diyor ki Evet ama o ‘ben’ rüyadaki karakter mi, yoksa başka bir şey mi bunu kesin bilemezsin
.Ben varım kabul
Ama ben nedir? zaman ve mekânın dışında bilemeyiz.
Böylece Anaksagoras'ın "ilke
si" olan "apeiron" (sınırsız, kuşatıcı, ucu bucağı olmayan) en belirgin ve önemli yüklemini meson'da, orta noktada bulmakta
dır. Bir tanrı (to Theion) olan apeiron bir monark gibi, bir kral ya da bir tiran gibi yönetmez dünyayı. Hesiodos'un Zeus'undan
lyonya filozoflarının Tanrı'sına kadar oldukça uzun bir mesafe kat edilmiş olmalıdır. Apeiron, evrenin her unsuruna aynı ilke
yi (dike=adalet) dayatan ortak bir yasadır.
Dinden Felsefeye kitabında mit logos ilişkisini çok sağlam bağlantılarla kuruyor. İleti o kitabı hatırlattı bana, bu konu ilginizi çekiyorsa bi` bakabilirsiniz.