“insanlar ışıktansa karanlığı daha çok severler, çünkü yapıp ettikleri şeyler fena şeylerdir. O ki kötülük yapar, ışıktan nefret eder ve yapıp ettikleri için azar işiteceği korkusuyla ışığa gelmez." Şunu anladım ki, var oluşun ne anlama geldiğini kavrayabilmek için ilk önce yaşam anlamsız ve kötü olmamalıydı, ancak bu şekilde onu akıl yoluyla açıklayabilirdik.”
“benim gibi onlar da hayatta, hayat devam ederken yaşamaktan ve ellerinin tuttuğunu almaktan başka bir anlam bulamıyorlardı. Bunu anlamıştım çünkü eğer kendileri kaybetme, acı çekme ve ölüm korkusunu ortadan kaldıracak o anlamı bulmuş olsalardı, bütün bu şeylerden korkuyor olmazlardı. Ancak bizim çevremizdeki bu inanan insanlar tıpkı benim gibi yeterlilik ve bolluk içerisinde yaşıyorlar; bu yeterlilik ve bolluğu daha da artırmaya ya da korumaya çalışıyorlar; yoksunluktan, acı çekmekten ve ölümden korkuyorlardı. Tıpkı ben ve bütün inanmayanlar gibi, arzularım tatmin etmek için yaşıyorlar ve de inanmayanlardan daha kötü olmasa bile en az onlar kadar kötü bir yaşam sürüyorlardı.”