Kitapta 1775 yılında başlayan olaylar 1792 yılının sonlarına kadar devam etmekte olup arada Fransız İhtilali gibi büyük bir devrimin yaşanmasıyla da zorlu yılları da içine alıyor bu trajedi.
İki şehir- Londra ve Paris- arasında esaret, korku, kaos, aşk, intikam gibi pek çok güçlü ve sarsıcı duygunun sonrasında hiçbir özgürlüğün buradaki özgürlük kadar kıymetli olmadığını hissediyoruz.
Çok canlı bir olay örgüsü ve tamamen gerçek hissi veren karakterle tanışıp özellikle son bölümlerde tırnaklarımızı kemiriyoruz. Hak, adalet, köle- efendi ilişkisi gibi pek çok hayati kavramı sorguluyoruz. Ezilmişlerin intikam duygusuyla nasıl canavara dönüşebileceğini anlıyoruz. Adaleti nerden yakaladığımızın ve haklılıklarımızın ne kadar haklılık olduğunu gözden geçiriyoruz.
Kısacası pek çok kez açıp tekrar çizili satırların okunması gereken yoğun, canlı, sürükleyici bir yapıt.
Zamanların hem en iyisi hem de en kötüsüydü. Bilgeliğin de çağıydı aptallığın da. Hem inanç hem de kuşku devriydi... hem her şeye sahiptik hem de hiçbir şeyimiz yoktu.
O adaletsiz mahkemede sanıklara kendini savunma hakkı tanıyan hiçbir makul usul yoktu. Eğer bütün yasalar bu kadar canavarca kötüye kullanılmış olmasaydı devrim de olmaz devrimin intikamı tüm bunları yerle bir etmezdi.