Zamanların hem en iyisi hem de en kötüsüydü. Bilgeliğin de çağıydı aptallığın da. Hem inanç hem de kuşku devriydi... hem her şeye sahiptik hem de hiçbir şeyimiz yoktu.
O adaletsiz mahkemede sanıklara kendini savunma hakkı tanıyan hiçbir makul usul yoktu. Eğer bütün yasalar bu kadar canavarca kötüye kullanılmış olmasaydı devrim de olmaz devrimin intikamı tüm bunları yerle bir etmezdi.
Hiçbir zaman ne caminin, ne ezan sesinin, ne abdestin, ne ah vah etmenin ne de mutlak iradeye sahip yüce varlığın karşısında eğilip bükülmenin benim üzerimde etkisi oldu. Zaten onunla konuşabilmek için de Arapça bilmek gerekliydi...
Belki de canlıların dünyasıyla benim aramdaki ilişki kopmuştu ve önümde geçmişin hatıraları oynuyordu. Geçmiş, gelecek, saat, gün, ay... Hatta yıl bile benim için aynı şeydi.