Yine bir Ayfer Tunç klasiği... Kendisiyle pandemi döneminde tanıştığım bir yazar ancak neden bu zamana kadar okunmamışım diye düşünmeden edemiyorum. Bir solukta bütün kitaplarını okumak istiyorum ama bir yandan da sindirerek okumanın hafızamda daha kalıcı olacağını biliyorum.
Bence Ayfer Tunç ne zaman okunmalı diye bir soru olmalı. Okumak istediğimiz birçok kitap o zamandaki ruh halimize, hayata bakışımıza her zaman uygun olmayabiliyor çünkü. Ben Ayfer Tunç kitaplarını kendimi şımarık hissettiğim zaman okuyorum. Mesela işlerden çok sıkıldığımda, hayatın kötü şansının hep bana vurduğunu, aynı şeyleri hissetmekten ve yaşamaktan sıkıldığımı hissettiğimde okuyorum. Peki neden? Çünkü Ayfer Tunç'un hikayeleri o kadar sarsıcı, o kadar gerçek ki kendimi bir anda büyük bir hüzünle ve omuzumdaki hikayenin bu yüküyle buluyorum. Karakterlerin yaşadıkları gerçekten bizim hiç görmediğimiz, bilmediğimiz belki de duymadığımız yerlerde yaşanan olaylar. Ve bütün hikayeyi bir araya getiren ise herkesin acıları. Bence mutluluk nasıl paylaştıkça çoğalıyorsa acı da paylaştıkça azalıyor, insanı rahatlatıyor.
Eğer Ayfer Tunç hiç okumamışsanız bu kitapla ya da Suzan Defter ile başlayabilirsiniz. Âşıklar Delidir ya da Yazı TuraAyfer Tunç
Can yayınlarının klasik kadınlar serisindeki bütün kitapları tamamladıktan sonra Uğultulu Tepeler çok uzun zamandır okumak istediğim bir eserdi. Emily Bronte’nin ilk ve son olan bu eserinin gerçek bir eser olduğunu öğrendikten sonra daha da merak etmiştim. Ancak üzülerek belirtmek istiyorum ki kitap beklentimin çok altında kaldı. Yazarın üslubu gayet akıcıydı, ağır bir klasik eser değildi ancak konu bakımından merakla başlasamda sonu beni maalesef ki tatmin etmedi.
İlk gotik edebiyat örneklerinden biri olmasıyla beraber konusuda bir hayli ilgimi çekmişti. Ancak şunu söylemem gerekirse çok uzun bir süredir bu kadar sürükleyici bir eser okumamıştım. Klasik eserlerin dili ve konuları itibariyle çok sürükleyici olacağını düşünmüyordum. Ancak günümüzdeki birçok sözde sürekliyici kitaplardan bin kat daha iyi olduğunu söylemem gerekir.
Hayatın yoğun akışında kendi iç sesini dinlemeyen, geçmişte yaşadıklarından dolayı kendini sadece işine adayan bir kadının, arkadaşından aldığı haberden sonra hayatı değişir ve kendini hiç umulmadık bir yolculukta bulur. Aslında bir roman olarak başladığım kitap bir süre sonra kişisel gelişim kitabına döndü. Karakter çıktığı yolculukta yanında olan rehberler aslında karaktere değil bize rehberlik ediyordu. Normalde kitaplarını paylaşan biri değilim ancak kitap öyle güzel ve hayata bakışımızı, düşüncelerimizi değiştirecek bir kitap olduğu için sanırım sevdiklerime vereceğim ve onlarında paylaşmasını isteyeceğim. Hayata bakışını değiştirmek isteyen herkesin okuması gerektiğini ancak bu kitabı okurken hayat stresinden uzak kafanızın sakin olduğu bir dönemde okumanız kitabı sindirebilmenizi kolaylaştıracaktır.