Öteden beri bu İslâmcılık lâfina ifrit oluyorum. İslâmcılık olağanüstü zararlı, anlamsız bir lâftır. Üstelik "-cılık" toplumculuk, sermâyecilik gibi Türkcede ideolojiye getirilen bir takıdır. İslâm, esâs itibarıyla insan elinden çıkma değil. İslâmın kendini tarifinde bu var. "Hz. Muhammed'in elinden çıkmadır" diyen yığınla adam tanıdım. Din, Tanrıdan gelsin veya gelmesin manevîdir. Tanrısı olmayan dinler de vardır. Müslümanlığın temel iddiası da, her din gibi manevî kökenli olmasıdır. Bu "-cılık" ekiyle insanî bir yafta asmak, İslâma büyük bir bühtândır. İslâm doğrudan doğruya dünya işlerine karışmaz. Karıştırırsanız, bozarsınız. Dünya işlerinde haklılık ile haksızlık vardır. Haksızlığın ortaya çıktığı yerde, bu İslâma hasredildiğinde, din olma özelliğini yitirir.
Hem düşünsel hem de duygusal yoğunluğu yüksek,hatıra ile felsefenin buluştuğu müthiş muazzam bir eser. Allah hocamıza rahmet eylesin. Dolu dolu yaşanmış bir hayat besberrak bir zihin. Hayran kaldım...
Osmanlı Devleti parçalanınca,dünya birbirine girdi. Osmanlı imparatorluğu tampon gibi bir devletti. Müslümanlar için bir hâmi ve kâfirlerin birbirine girmemesi için de,bir mâni' idi. Sultan Abdülhamid Han'dan sonra,hiçbir memlekette rahat ve huzur kalmadı. Avrupa devletlerinde,birinci cihan harbinde,sonra ikinci cihan harbinde,daha sonra komünizm istilası ve zulmü altında,kan ve katliam hiç bitmedi.
İngilizlerle birleşip Osmanlıları arkadan vuranlar hiç rahat yüzü görmediler. Sonra yaptıklarına pişman oldular. Hatta,hutbeleri tekrar Osmanlı halifesi adına okutmağa başladılar. İngilizler tarafından Filistin'e İsrail Devleti kurulunca,Osmanlıların kıymeti anlaşıldı. 1990 senesinde,Mısır hâriciye nazırı İsmet Abdülmecid, "Mısır en rahat ve huzurlu günlerini,Osmanlılar zamanında yaşadı." demiştir.