Seda Özdemir

Seda Özdemir
Sosyal Bilgiler Öğretmeni
66 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitaplar
10/10
·1464 syf.··
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2026 15:06
Rüzgâr Gibi Geçti’yi okurken bir roman okuduğumu değil, uzun bir hayatı karakterlerle beraber yaşadığımı hissettim. Roman, etkisini olaylardan çok duygular üzerinden kuruyor; insanı sessizce ama
Rüzgâr Gibi Geçti (4 Cilt Takım)Margaret Mitchell · Kapra Yayıncılık · 20213,122 okunma
Reklam
Yeşil Mürekkep – Bir Aydının Susturulma Hikâyesi
Puan vermedi·408 syf.··
2026 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 19:04
Sabahattin Ali’nin hayatını biliyordum ama bu kadar yakından, bu kadar çıplak hâliyle okumak insanın içini acıtıyor. Bir aydının yalnızca eleştiri yazıları yazdığı için hapislerde süründürülmesi, sürekli baskı altında yaşaması ve sonunda öldürülmesi gerçekten çok sarsıcı. Kitap boyunca en çok hissettiğim duygu çaresizlikti. Sabahattin Ali’nin kalemi dışında hiçbir gücü yoktu ve o kalem yüzünden hep cezalandırıldı. Ne doğru bildiğinden vazgeçti ne de susmayı seçti. Bunun bedelini ise yalnızlıkla, işsizlikle, hapishanelerle ve sonunda hayatıyla ödedi. Beni en çok yaralayan şey, onun ne kadar yalnız bırakıldığı oldu. Yaşarken korunmayan, değeri anlaşılmayan bir yazar… Ölümünün bile karanlıkta kalması, insanın boğazında bir düğüm bırakıyor. Bu sadece bir yazarın hikâyesi değil; bir ülkenin kendi aydınına neler yapabildiğinin acı bir özeti. Yeşil Mürekkep bana şunu düşündürdü: Düşünen, sorgulayan insanlar susturuldukça toplum da biraz daha sessizleşiyor. Ama kitapta bir bölüm var ki içime en çok orası dokundu. Sabahattin Ali, Halikarnas Balıkçısı, Bedri Rahmi, Erol Güney, Melih Cevdet Anday ve Necati Cumalı… “Macera teknesi” dedikleri bir tekneyle çıktıkları o tatil… Denizin ortasında, gündelik korkulardan uzak, Nazım’dan şiirler okudukları o anlar. Sanki her şey bir anlığına duruyor. Ne baskı var ne korku. Sadece dostluk, deniz ve şiir. O bölümü okurken insan istemeden düşünüyor: Keşke orada kalsalardı. Keşke o tekne hiç kıyıya yanaşmasaydı. Keşke şiir okunan o an, hayatın geri kalanına galip gelseydi.
Yeşil MürekkepOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20166,5bin okunma
Tarih tekerrürden ibarettir sözünü hatırlatan bir roman
9/10
·456 syf.··
2026 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 16:34
Osman Balcıgil’in En Hüzünlü Eylülü, insanın içini yavaş yavaş daraltan, son sayfalarında ise gerçekten can acıtan bir roman. Büyükada’da başlayan sakin hayat ve Suzan ile Yorgo’nun masum aşkı, 6–7 Eylül 1955 olaylarıyla birlikte paramparça oluyor. Okurken yalnızca bir aşkın değil, bir dönemin, bir birlikte yaşama kültürünün de nasıl yok edildiğine tanık oluyoruz. Yağmalanan dükkanlar, dağılan aileler ve yarım kalan hayatlar, okuru yalnızca bir aşk hikâyesinin değil, büyük bir insanlık ayıbının tanığı hâline getiriyor. Kitap bittiğinde sayfayı kapatıyorsunuz ama içinizde kalan ağırlık uzun süre geçmiyor, içinizde uzun süre susmayan bir hüzün kalıyor. Kitabı bitirenlere tavsiyem kapağı kapattıktan sonra şu şarkıyı mutlaka dinleyin. Signomi - Ezgi’nin Günlüğü
Duygu ve Düşünce
En Hüzünlü EylülOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20243,699 okunma
Puan vermedi·340 syf.··
2025 69. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2025 18:03
Romanın adı olan Sevdalinka, yalnızca bir müzik türünü değil; Bosna’nın çok kültürlü ruhunu simgeliyor. Savaşın bu ruhu nasıl susturduğu, Boşnaklar,Hırvatlar ve Sırplar arasındaki kopuş üzerinden somutlaşır. Bir zamanlar aynı şarkıya eşlik eden insanların, artık birbirinin sesinden korkar hâle gelmesi, romanın en sarsıcı mesajlarından biri bence. Boşnaklar hayatta kalma mücadelesi verirken, Sırplar ise milliyetçiliğin savaş makinesine dönüşmüş hâlidir. Hırvatlar ise çoğu zaman sessizlikleriyle Boşnaklar’ın yaşadığı büyük kaybın parçası olurlar. Böylece roman, suçun yalnızca silah tutan elde değil, görmezden gelen bakışta da büyüdüğünü hatırlatır. Sırp, Hırvat ve Boşnak farkı; dilde değil, din, tarihsel yönelim ve siyasetin yarattığı kimlik ayrışmasındadır. Ayşe Kulin, bu kitabıyla savaşın kazananı olmadığını, geriye yalnızca yarım kalan hayatlar ve susturulmuş şarkılar kaldığını bir kez daha hatırlatır. “Biz savaşı kazanmak için değil, insan kalmak için savaştık.” Bu söz, Aliya İzzetbegoviç’in Bosna Savaşı’na bakışını en net biçimde özetler. Aliya’nın bu cümlesi, romanın temel sorusuyla örtüşür: Savaşta hayatta kalmak mı daha zordur, yoksa insan kalabilmek mi?
SevdalinkaAyşe Kulin · Everest Yayınları · 202015,2bin okunma
Puan vermedi·360 syf.··
2025 26. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2025 22:14
“Atticus’un şu sözü hâlâ aklımda: 'İnsanları yargılamadan önce, onların ayakkabılarında bir mil yürümelisin.' Bu cümle, kitabın ruhunu özetliyor sanki. Harper Lee, Maycomb’un tozlu sokaklarında gezinirken bize sadece Scout’ın çocukluğunu değil, insanlığın çelişkilerini de anlatıyor. Tom Robinson’ın davası, önyargıların nasıl kör bir bıçak gibi işlediğini gösterdi bana. Bazen adalet, mahkeme salonlarında değil, Atticus gibi insanların sessiz cesaretinde saklı. Kitabı kapattığımda, bülbülün masumiyetini korumanın bedelini düşündüm... Ve Boo Radley’in gölgedeki merhametini." “Cesaret, elinde silahla düşmana saldırmak değil, düşündüğünü haykırabilmektir," diyordu Atticus. Bu, kitabın bana bıraktığı en büyük miras oldu.
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Epsilon Yayınevi · 202088,5bin okunma
Reklam