Romanın adı olan Sevdalinka, yalnızca bir müzik türünü değil; Bosna’nın çok kültürlü ruhunu simgeliyor. Savaşın bu ruhu nasıl susturduğu, Boşnaklar,Hırvatlar ve Sırplar arasındaki kopuş üzerinden somutlaşır. Bir zamanlar aynı şarkıya eşlik eden insanların, artık birbirinin sesinden korkar hâle gelmesi, romanın en sarsıcı mesajlarından biri bence.
Boşnaklar hayatta kalma mücadelesi verirken, Sırplar ise milliyetçiliğin savaş makinesine dönüşmüş hâlidir. Hırvatlar ise çoğu zaman sessizlikleriyle Boşnaklar’ın yaşadığı büyük kaybın parçası olurlar. Böylece roman, suçun yalnızca silah tutan elde değil, görmezden gelen bakışta da büyüdüğünü hatırlatır.
Sırp, Hırvat ve Boşnak farkı; dilde değil, din, tarihsel yönelim ve siyasetin yarattığı kimlik ayrışmasındadır. Ayşe Kulin, bu kitabıyla savaşın kazananı olmadığını, geriye yalnızca yarım kalan hayatlar ve susturulmuş şarkılar kaldığını bir kez daha hatırlatır.
“Biz savaşı kazanmak için değil, insan kalmak için savaştık.”
Bu söz, Aliya İzzetbegoviç’in Bosna Savaşı’na bakışını en net biçimde özetler. Aliya’nın bu cümlesi, romanın temel sorusuyla örtüşür: Savaşta hayatta kalmak mı daha zordur, yoksa insan kalabilmek mi?