Bazen okumuşluk silâhtan daha iyi vurur Selim, neden dersen okumuşluk gözünü açar insanın, bu içinde yaşadığın hayatı anlamasına yardım eder. Hayatı anlamazsan tutsak olduğunu bile bilemezsin, sana ne verirlerse kabul edersin, hakkını arayamazsın.
Şu hayatta öğrendiğim iki şey var: Birincisi, taşınırken koli bandıyla makasın yerini asla unutmayacaksın. İkincisi, sermayeyi eşşeğe bağlamayacaksın. İnsan, şahsi hayatının sürdürebilirlikle ilgili olan kısmını değişken, kendinden bağımsız olarak hareket eden fani bir şeye bağlarsa ayvayı yiyor gerçekten de. Tutunacak bir şey arayan herkese kendilerine tutunmalarını tavsiye ediyorum.
“İşler yolunda gittiğinde bir durun ve yüksek sesle, ‘Daha ne olsun?’ demeyi unutmayın.”
Hiç unutmuyorum. Dünya her şeye rağmen çok güzel, daha ne olsun Osman.
Eylül... Birkaç gün hava ne kadar güzel olsa, bu kadarcık fani güzelliğe bile minnettar olmak gereken bir ay; içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, o güzel havaların, devamlı yazın artık nasıl geçmiş, sadece bir mazi olmuş olduğunu hissettiren bir üzüntü ve hasret ayı.
Onun hayatı da öyle değil miydi?
Ey yeşil periler, ey ruhumuzun sonsuz gecelerinin eceleri. Söyleyin! Yolları ölümle birleşecek olan bu iki hayat başka türlü yaşanabilir miydi?
Carpe diem! diyordu yeşil periler, elbette her şey sonsuzca başka türlü olabilirdi. Ama çok geç artık, anı yaşayın, zaman çünkü yalnızca ileriye akar.