“Bu yemek bilgileri ve el hünerleriyle yapılan yemekler, Bosnalı ailesi için karın doyurmaktan çok daha fazla bir anlam ifade eder, Balkanlarda kaybedilmiş o güzelim toprakların ve Tuna boylarının manevi bir mirası gibi algılanırdı. Ispanaklı kol börekleri, ekşimikli biberler . . . Aile, bu yemekler ve aşina tatlar yoluyla, geçmişiyle ilişki kurar gibiydi. Bu yüzden bilgiler, kuşaktan kuşağa aktarılan kutsal bir emanetti.”
“Gerçi bu gecelerde içlerinde tuhaf bir endişe ve korku da belirmedi değil. Çünkü bir zamanların nazlı, sessiz ve rıhtıma vuran dalga şıpırtılarından başka bir ses duyulmayan Boğaziçi sükuneti, yerini cehennem gürültülerine bırakıyordu. Yaz geceleri Avrupa yakasındaki kulüplerden müthiş bir müzik sesi geliyordu; yürek hoplatıcı davullar, sanki yalının bahçesinde çalıyor gibiydi. Sabah 4'e kadar müziğin şiddetini gittikçe artıran bu kulüplerden bazıları tam karşılarındaydı. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de Boğaz'da dolaşmaya çıkan eğlence tekneleri tam önlerinden geçiyordu. Bunlardan kimi disko teknesiydi, kiminde bir fasıl heyeti çalıyor, kiminden arabesk müzik yükseliyordu. Önlerinden yüzlerce gürültücü tekne geçmekteydi, bu teknelerdekiler, bir yandan eğleniyor, bir yandan da rıhtımlarına değecek kadar yakın geçtikleri yalı insanlarını seyredip duruyorlardı.”
“Eğer fikirlerimizi söylemezsek yanlış olan işlerin devamını kolaylaştırırız. Herkes tek tek acı çekerse ve buna sessiz katlanırsa biz o acıyı sona erdiremeyiz. Fakat acı çeken kişi başkasına zarar vermeden çığlık atar, acısını duyurursa biz o zaman bu işin insanlara ne kadar acı verdiğini öğrenmiş oluruz ve o işi düzeltiriz. Zulüm böyle böyle ortadan kaldırılır, en azından azaltılır ve bu şehrin övündüğü adalet ilkesi işte böyle gerçeğe dönüşür.”