“Yalnızlık denen uçurumun kıyısında yuvarlanırken, can havliyle bir yerlere tutunsam belki düşmeyecektim, emin değilim, belki buna rağmen düşecektim ama gururum elvermediğinden hiçbir yere tutunmadım ve bunu bile isteye seçmiş gibi yuvarlandım aşağıya.”
“Hayatın her koşulda devam etmesi gerektiğine ilişkin cilalı inancımız bizi hem hayata hem de birbirimize karşı hissizleştirdi, yabancılaştırdı; aklımıza üşüşen bütün soruları kafamızın arkasına itiveriyoruz.”
“Beklemek, beklemek, beklemek ve sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığın yerden devam etmek zorunda kalmak; umut etmek ve her seferinde incinmek, yaralanmak, yaramı sarmak, sarıp sarmalamak, saklamak, sarsılmak, ölesiye sarsılmak kalbimi yoruyor.”
“Bir şansım daha olsun isterdim, dilediğimde geri dönebileceğim huzurlu bir yer mesela. Bir ağacın altı olabilir; serin gölgesi çocuk bağırışlarıyla dolup taşan. Yaptığı çorbanın kokusunu özlediğim, eli maharetli bir akraba evi de olur; yazları gidilen o ahşap ve kerpiç kokulu köy evi. Herkesin sahip olduğu şeyler değil mi bunlar? Yazları hep bir yerlere gitmez miydi insanlar? Her şeyden uzaklaşmak iyi gelmez miydi?”