"Atilla İlhan'ı okudum, her sayfasında memleket aşkı var. Kemal Tahir okudum, Necip Fazıl da okudum. Ahmet Hamdi Tanpınar'la sabahladım kaç kere. Ama en çok Cemil Meriç'i kıskandım biliyor musunuz; adam okumaktan kör oldu kör.."
Zihnimizde ebeveynliğin nasıl olması gerektiğine dair çizdiğimiz imaja ulaşmaya çabalıyoruz. Arzu ettiğimiz sonuçları elde edemeyince de çocuklarımıza yalvarıyor, onları tatlı sözlerle ikna etmeye çalışıyor, onlara çeşitli rüşvetler, ödüller veya cezalar veriyoruz. Kendimizi bazen çocuklarımızı bize bile sert gelen ve gerçek doğamıza aykırı ses tonlarıyla azarlarken buluyoruz. Tam da onlara koşulsuz bir şekilde sevgi göstermek istediğimiz kriz anlarında, kalbimizin katılaştığını hissediyoruz. Ebeveynler olarak acı çekiyor ve dışlandığımızı hissediyoruz. Ebeveynlik görevini layıkıyla yerine getiremediğimiz için kendimizi, itaatkâr olmadıkları için çocuklarımızı, çocuklarımızın dikkatini dağıttığı için televizyonu veya yeterince katı olmadığını düşündüğümüz eğitim sistemini suçluyoruz. Acizliğimiz dayanılmaz bir hal aldığında, çağımızın kendi işimizi kendi başımıza halletmeyi/geçici çözümler üretmeyi ön planda tutan değer yargılarıyla da uyumlu nispeten daha basit, otoriter formüllere yöneliyoruz.