Sözün kısası, hâkimler orduda, yahut idari memuriyetlerde olduğu gibi, sırf terfi gayretiyle kendilerini gösteriyorlar. Bu endişe, hâkimin bağımsızlığını bozmasa dahi, vaziyet herkesçe bilindiği ve tabii görüldüğü için, meslek, efkârıumumiye karşısında heybet ve azametinden kaybediyor. Hükümetin verdiği maaş, rahibi de hâkimi de memur derecesine düşürüyor.
İrade, bir menbadan kaybolan su gibi tekrar döner, kendisini teşkil eden o mahiyeti meçhul cevherin işleyebilmesi için hazırlanan cihaza nüfuz eder, o zaman ceset insan olur ve insan büyük bir kudretle en çetin mücadelelere atılır.
Hakikatin aşığı olan hâkimler, kıskanç kadınlara benzerler. Binbir ihtimale dalar; eski devirlerin kurban kesen rahipleri nasıl hayvanların bağrını deşerlerse, onlar da ellerinde şüphe hançeri bütün faraziyeleri kurcalarlar. Sonra akla yakın bir ihtimal önünde durur, nihayet hakikati de hayal meyal görürler. Hâkim bir mücrimi nasıl sorguya çekerse, bir kadın da sevdiği erkeği öyle istintak eder.