…Gerçek cesaretin ne olduğunu, cesaretin bir insanın eline bir silah alması anlamına gelmediğini görmeni istedim. Daha başlamadan yenileceğini bildiğin hâlde başlamak ve ne olursa olsun sonuna kadar devam etmek demektir cesaret.
Bu sırada emir subayı ofise girmedi daldı, kapıyı küt diye çarptı.
—Ne oluyor? Zincirinden mi boşandın?
—Ekselansları, bizimkiler yaklaşmış…
—Bizimkiler kim? Nereye yaklaşmış?
—Özür dilerim…Sovyet birlikleri Oder’e ulaştı.
Vlasov ayağa fırladı, pencereye koştu, gözlüklerini çıkardı, mendiliyle camlarını sildi. Masaya döndü. Yüzü kireç gibi bembeyaz kesilmişti.
— Bay Yüzbaşı, söylenti yaymanın cezasının ne olduğunu biliyor musunuz?
— Moskova radyosu haberi bildirmiş…
— kim dinliyordu radyoyu?
— Yüzbaşı Kuçinski!
— beş gün katıksız hapis…
Kalpaklı adam kibarca sordu:
—Size bir şey söylememe izin verir misiniz, Sayın Belediye başkanı?
Voskoboinikov, aceleyle yanıtladı:
—Ne istiyorsunuz? Çabuk söyleyin.
Ve otomobilinin kapısını açtı.
—Vatana ihanetten ölüm cezasına çarptırıldığınızı size bildirmemiz istendi…
Voskoboinikov’un korkudan dili tutuldu. Partizan, sakince konuşmaya devam etti:
—Cezanın infazıyla görevlendirildim!
Ve parabellumunun şarjörünü hainin göğsüne boşalttı. Yoldaşlarından ikisi otomobile doğru koştu ve muhafızlara el bombası attı. Korumalar hiçbir şey yapamamış, karşı koymaya çalışmamış, patlamadan sağ kalanlar tabanlarını yağlayıp kaçmıştı.