Bugün incelemek için varoluş yarasını sert bir şekilde ve oldukça acımasızca deşen bir eserle karşı karşıyayız .
Bulantı gerçekten isminin hakkını son derece veren bir kitap olmuş.
Bunun nedenlerinden birisi kitabı okurken aslında kitapla birlikte sizin de aklınız bir bulantı nehriyle yıkanmış oluyor .
Eserimiz özellikle betimlemeleriyle ve kendine özgü tavsirlerle benim gönlümü fethediyor .
Genel olarak ana karakterimizin günlük şeklinde tuttuğu kompleks bir yapı aslında bu .Bu günlük öyle bir günlük ki okuduğunuz zaman aslında sizi içindeki tespitlerle sık sık düşündürüyor . Bu tarz kitapları sevmemin ana nedeni de bu aslında , düşünceler sayesinde felsefik anlamda bakış açınıza doğrudan etki etmiş oluyor bu da bana olağanüstü bir zevk veriyor .
Eser genelinde olağanüstü ve heyecan uyandıran olaylar dizisi barındırmıyor , olaylar basit de olsa yazarın dili sayesinde etkileyicilik en üst seviyeye çıkarılıyor . Okurken adeta hayatınıza farklı ve olmadık noktalardan bakma imkanını varoluşsal açıdan elde ediyorsunuz .
Akıcılık açısından değerlendirirsem , benim beklentimi pek karşıladığı söylenemez .Zaten hızlıca okunup geçilecek bir eser değil , sayfaları ağır ağır sindirerek ve düşünerek hazmetmek gerekebiliyor . Bunu yaparsanız eserden alacağınız zevk tavan yapabilir aksi halde bu açıdan da tatmin olmazsınız ve eserin ana amacına ters düşen bir durum oluşabilir.
Eserde yeniden okuyunca farklı anlamlar belirebilecek kısımlar fazlaca var , bundan dolayı toplu şekilde okuyup yorumlanmaya çok müsait .
Kitabın ilk kısımlarında basit olsa da olaya hakim olmak zorluyor , biraz belirsizlik yapabiliyor ancak biraz zaman verince netlik güzel bir şekilde kendini artışı bırakıyor .Bundan dolayı ilk okurken önyargınızı kırıp okumaya devam etmenizi tavsiye ediyorum .
Eserin