Yine bir cuma günü ve yine bir dua isteğiyle geldim. Ama bu sefer kendim için değil... Bildiğiniz üzere hafta sonu YKS var. Sınava girecek olan tüm kardeşlerimiz için dua edelim inşaAllah. Sınavları istedikleri gibi geçsin, hayırlısıyla sonuçlansın ve istedikleri sonucu elde edebilsinler inşaAllah. Amin.
Aşkın çaresi Ya tahammül ya sefer
Reklam
Yine yoldayım bu sefer yol arkadaşım umudum, az gittik uz gittik ama yine başladığımız yerde daha da yalnız daha da ıssız kaldık. Başka hayatlardan geçerken masumiyetimizi bıraktık
DOSTUM SAYE (BÖLÜM 4 SON)
İzmir’e, o beklediğim taze başlangıca vardığımda güneş batıyordu. Kordon’un turuncu ışıkları denizin üzerinde dans ederken, Ziba’nın bahsettiği kafeyi buldum. Kalbimdeki heyecan, yerini yavaş yavaş garip bir huzursuzluğa bırakıyordu. Kafenin bahçesinde, denize karşı tek başına oturuyordu. Beni fark ettiğinde yüzünde beliren ifade beklediğim o sıcak karşılama değildi. Yüzünde, bir şeylerin ters gittiğini haykıran, hüzünlü bir tebessüm vardı. Yanına vardım, sandalyeyi çekip oturdum. "Ziba?" dedim, sesimdeki umut titrek bir yaprak gibiydi. Ziba, gözlerini benden kaçırıp denizin derinliklerine dikti. "Gelmen ne kadar cesurca," dedi. Sesi, sanki aramızda aşılması imkansız bir duvar varmış gibi mesafeliydi. "Ama bazen, yeni bir melodiye yer açmak için önce o alanı tamamen boşaltmak gerekir. Sen zihnindeki şarkıları kapattığını söyledin; ama ben artık yeni melodileri değil, sadece sessizliği dinlemek istiyorum." Çantamdan çıkardığım o temiz sayfa, sanki bir anda görünmez bir mürekkeple karardı. "Anlamıyorum," dedim, sesim çatallanarak. Ziba yavaşça ayağa kalktı. "Senin aradığın şey bir başlangıç," dedi gözleri dolarak. "Benim ise aradığım, bir son. Senin hayatındaki o büyük ağırlıktan kurtulup yeni bir ışığa yürüme isteğin, benim ruhumdaki o derin yorgunlukla asla örtüşmüyor. Sen yaşama tutunmaya çalışıyorsun, ben ise sadece akışa bırakmaya... Biz aynı yöne değil, birbirimize zıt kutuplara bakıyoruz." Arkasını dönüp Kordon’un kalabalığına karışmadan önce son kez duraksadı. "O melodiyi hiç başlatmamalıydın," dedi. "Çünkü bazı insanlar güneşli günleri sevmez, onlar sadece akşam karanlığının getirdiği o soğuk huzuru arar. Sen o güneşin ta kendisisin, bense çoktan gölgede kalmış biriyim." Gözden kaybolduğunda, martı sesleri artık bir şarkı gibi değil, bir çığlık gibi geliyordu.
Eğer ben cennette Efendimsiz olacaksam ben o cenneti neyleyeyim.
Sevbân, bir gün kaldığı evin kapısının önüne oturmuş ve şöyle düşünmeye başlamıştı: Ben burada, Allah Resulü'nün yanında Medine'de olmama rağmen, O'nu birkaç saat görmesem dünyam kararıyor, ne yaptığımı bilemiyor, adeta yemeğe acıktığım gibi O'na acıkıyorum. Peki, yarın ahirette cennete girsem bile, Efendimiz bir peygamber olduğu için orada başka nebilerle, sıddıklarla ve şehitlerle yüce makamlarda olacak, ben ise cennette olsam bile daha aşağı tabakalarda kalarak O'ndan mahrum kalacağım. Eğer ben cennette Efendimsiz olacaksam ben o cenneti neyleyeyim. Bir cennet ki orada Allah Resulü'nü göremeyeceğim. O cennet bana cehennem olmaz mı? Sevbân, bu düşüncelere dalar ve bir anda gözyaşları içerisinde ağlamaya başlar. O bu hâlde iken Efendimiz de çıkagelir. Sevbân'ı evin önünde oturmuş, ağlar bir hâlde görünce, Efendimiz meraklanır ve bunun sebebini sorar. Sevbân gönül dünyasında kopan o fırtınaları Efendimiz ile paylaşır ve neden ağladığını söyler. Efendimiz bu cevap karşısında tebessüm eder ve her söylendiğinde sahabe için düğün bayram olan o büyük müjdesini bir daha tekrarlar: Ey Sevbân! Kişi sevdiği ile beraberdir. Sen de benimle beraber olacaksın. Sevbân bu hadisi Efendimiz'den birkaç kez duymuştu; ama şimdi bu müjde direk kendisine veriliyordu. O anda öyle bir heyecanlandı ve sevindi, bir taraftan gözyaşlarını siliyor, bir taraftan da diyordu ki: Ya Resulallah! Yani ben seni cennette burada gördüğüm gibi görebilecek miyim? Efendimiz: Evet, Sevbân! Kişi sevdiği ile beraberdir. sözünü tekrarlıyordu. Sevbân bu müjdeye öyle bir seviniyordu ki bu sefer de mutluluğundan ağlamaya başlıyordu. Efendimiz'i Sahâbe Gibi Sevmek
Bazı geceler uyumak istemesem bile uzanıyorum yatağıma. Cam açık oluyor, dinliyorum gecenin sesli sessizliğini. Bazen bir araba geçiyor mahalleden, bazen de bir uçak gökyüzünden. Bazen de duymuyorum bile onları; artık rutinin bir parçası olmuşlar. Yine o gecelerden birindeyim. Bu sefer kulağıma martı sesleri doluyor. Kimisinin sesi kahkahaya benziyor, kimisinin kanat çırpışları gecenin sessizliğine karışıyor. Ama biri vardı ki, sesini duyunca bütün dikkatimi çekip aldı. Acılı bir haykırış gibiydi sesi. Daha önce martılardan hiç böyle bir ses duymadım ama sesindeki acı tanıdıktı. Belki de o yüzden aklımda bu kadar yer edindi. Canım Martı… Sesini duyduğumdan beri aklımdasın. Umarım acı çekmiyorsundur. Umarım şimdi gökyüzünün ılık rüzgârlarına karşı özgürce kanat çırpıyorsundur. 🌙🕊️
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam