Hasbihal - 1
Salih Mirzabeyoğlu’nun 2003 yılında çıkan Sefine isimli bir kitabı var. Bu tarihten itibaren Sefine ismine karşı içimde bir aşinalık var. 23 yıldır internette kullanıcı adı veya şifre olarak hep Sefine uzantılı isimler kullanıyorum. Bir de Emvac kullanıyorum ama daha çok Sefine’yi tercih ediyorum. ​Geçen sene Şırnak iline tayinim (Sürgün atama) çıktı. Yıllık izin, rapor ve en sonunda ücretsiz izin derken 10 ay boyunca pek gidemedim Şırnak’a. Geçen hafta itibariyle nihayet işe başladım ve gittim. Şehre adım atınca, denize fersah fersah uzak bu dağ coğrafyasında, birçok yerde iş yeri adı olarak Sefine ismini görmek dikkatimi çekti. Sefine’nin kelime anlamının "Gemi" olduğunu biliyorum ama Şırnak ile ilişkisini ilk anda çözemedim. Araştırdım; meğerse insanlığın ikinci kez filizlendiği büyük tufanın kıyısındaymışım. Hz. Nuh’un Gemisine Sefine-i Nuh, Cudi Dağı’nda Nuh’un gemisinin durduğu, insanlığın yeniden "BİSMİLLAH" dediği mukaddes alana da bizzat tarih "Sefine" adını vermiş. Kime ait hatırlamıyorum ama​ "Söz ağızdan çıkınca varlığa dönüşür" sözü aklıma geldi. İnsan, dilinin altında gizlidir. Kader, ağlarını bizim seçtiğimiz, dilimize doladığımız, hayatımıza buyur ettiğimiz mefhumlarla örüyor. ​​Demek ki hayatımıza buyur ettiğimiz kelimelere de, dahil ettiğimiz insanlara da çok daha derin bir nazarla bakmak lazımmış. Rastgele seçtiğimizi sandığımız her şey, aslında gelecekteki menzilimizin pusulasıymış. Bakalım Emvac ile karşımıza ne çıkacak... Emvac da Osmanlıca "Deniz Dalgaları" anlamına geliyor. Onu da 90’lı yıllarda çıkmış Hilmi Kocaarslan’ın Emvac isimli kitabından esinlenerek kullanıyorum. Birbirinden tamamen bağımsız zamanlarda ve niyetlerle kullandığım halde biri Deniz Dalgaları, diğeri ise Gemi manasına geliyor. ​Biri fırtınalarla boğuşan, durulmak
Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenâsını düşünüp, hüzne düşme. Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki, o sefine-i vücûdundaki hayat makinesi Hayy-ı Kayyûma aittir. Masarif ve levazımatını O tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gàyeleri ve neticeleri var ve O'na aittir. Mektubat
Reklam
CENNETTEN HANGİ SORULARI ÖĞRENEBİLİRİZ?!.
Bunu başka yazılarımda da anlatmıştım. Tekrar da olsa güzeldir. Hele birazcık sabredin kârilerim: Lisede Sadi isminde genç bir biyoloji öğretmenimiz vardı. Allah selâmet versin. Mesleğine cidden âşık bir insandı. Derslerinin en ufuk açıcı yanıysa "yorum soruları"ydı. Sözgelimi: Sadi Hoca virüsleri anlatmışsa derslerinde, sınavda bu "öğrettiklerini sormak"tan başka, şöyle bir şey daha yapardı: Cevabını belletmediği bir suâle en büyük puanı verirdi. İşte o soru imtihanın "yorum sorusu"ydu. Diğer soruların doğru cevapları ancak 10 puanla karşılığını bulurken bu 8. sorunun değeri tam 30 puandı. Üstelik cevabın doğru olması da şart değildi. Virüslerle ilgili ne sorduğunuysa iyi hatırlıyorum. Çünkü cevabımı tebrik etmişti. Suâl şuydu: "Virüsler kanser tedavisinde nasıl kullanılabilir?" Bu kadar. Siz de öğrendiklerinizden hareketle fikir yürütüp suâli cevaplamalıydınız. Yâni fikir üretmeliydiniz. Kafanızın çalıştığını göstermeliydiniz. Zorlamalıydınız. Yanlış da olsa bir teori kurmalıydınız. Buradan şuraya geleceğim: 20. Söz Kur'ân'da aktarılan peygamber mucizelerinin de böyle bir yanı olduğunu söylüyor. Yâni onlar bizim yorum yeteneğimizi güçlendiriyorlar. Nasıl? "Yorumun başı hayâldir!" dersem belki özünü kavrarsınız. Evet. "Dimağdaki meratip" üzerinden düşünürsek her fikir bizde öncelikle bir "tahayyül" olarak şekillenir. Sonra sâir aşamalardan geçerek müşahhaslığının bir yüzünü bulur: "Dimağda meratib var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir. Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz'ân oluyor, sonra gelir iltizâm, sonra itikad gelir..." __Peygamber mucizeleri de aslında beşeriyette böyle bir iş eyliyor. Tâbir-i câizse insanlığın aklına karpuz kabukları düşürüyor. Gözünü açıyor. Sözgelimi: Süleyman
Cennet Cehennem
Kristal Kolomb zekası, toplumun cehaleti...
Kristof Kolomb, gemilerin zorunlu tamiratı için Jamaika'ya uğrar. Oradaki yerliler tamirata yardımcı olur, gemi tayfasına yiyecek içecek verir. Ancak aradan aylar geçmesine rağmen tamirat bitmez. Üstelik gemi tayfası, yerlilerin yiyeceklerini yağmalamaya başlamıştır. Bu duruma kızan yerliler, yardımı ve yiyeceği keser. Çaresiz durumdaki Kolomb, o dönemlerde gemilerde bulunan ve yıldız pozisyonlarını da içeren takvimi karıştırırken ertesi gün Ay tutulması olduğunu öğrenir. Biraz düşündükten sonra kimsenin aklına gelmeyecek bir fikir bulur ve hemen yerlilerin şefine gider. Şefe, Tanrı ile haberleştiğini ve Tanrı'nın yardımın kesilmesine çok kızdığını, bu kızgınlığını da Ay'ı kan kırmızıya çevirerek göstereceğini söyler. Ertesi günün akşamı Ay tutulması başlar ve Ay'ın rengini, tutulmadan dolayı kızıla döner. Kolomb'un oğlu, o anı günlüğüne söyle yazar: "İnleme ve feryatlarla birlikte her yerden gemilere doğru geldiler, yiyecek ve içecekler getirdiler, Tanrı'ya onları affetmesini söylemesi için amirale yalvardılar." Kolomb; kum saatine bakar, 48 dakika süren tutulma bitmek üzeredir. Onlara Tanrı'nın kendilerini affettiğini ve Ay'ı birazdan normal rengine çevireceğini söyler. Tutulma biter; Tanrı tarafından affedilen yerliler de mutludur, evrenin işleyişini bilen Kolomb da.
Alıntı
İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikatından kurtulabilir. "Tevekkeltü alâllah" der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle, hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra, saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa, tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları, uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker.
Evin manzarasından Cudi Dağı.
Cudi Dağı’nın dünya tarihindeki en büyük şöhreti, Nuh’un Gemisi’ne ev sahipliği yaptığına dair olan inançtır. Kur'an-ı Kerim'de (Hûd Suresi, 44. ayet) geminin "Cudi" üzerine oturduğu açıkça ifade edilir. Bu sebeple yüzyıllardır "Sefine" bölgesi her yıl ziyaret edilen, kutsal kabul edilen bir mekân olmuştur.
Reklam
Reklam