Seher

Seher
@seherrlale
Güzel bir gün ve ben yaşıyorum
333 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Genç Albert'in Aldanışı
Puan vermedi·135 syf.·
2022 3. kitabı
Goethe'nin kaleme aldığı ve kendi hayatından da izler taşıyan, beraber çalıştığı iş arkadaşının nişanlısı Charlotte Buff'a aşık olan ve bu süreci anlatan, yayımlandığı dönemde baya ses getiren, hatta birçok gencin intihar etmesine sebep olan bir Dünya klasiği. Spoiler içerir Roman, Werther'in başka bir şehre gitmesi ve orada tanıştığı Lotte'ye aşık olmasıyla başlar. Lotte, Albert'le nişanlı genç bir kadındır. Ama Werther, Lotte'yi o kadar kutsal görür ki, Lotte'nin nişanlı olması onun bu aşktan vazgeçmesi için yeterli bir sebep değildir. Üstelik Werther her ne kadar Albert'i Lotte ile arasındaki engel olarak görse de ona öfke duyamaz çünkü Albert dürüst ve iyi bir insandır. Kendi açımdan yorumlayacak olursam ne Werther'in acılarından ne de Lotte'nin sadakatinden etkilenebildim ki buna sadakat denirse. Bana göre bir insanın hayatında sadece bedensel olarak var olmak sadakat değildir. Üstelik bir başkasını severken. Bu da bir çeşit aldatmadır. Bu yüzden Lotte benim gözümde sadakatli biri değil. Werther ise Lotte'ye duygusal bir bağı olmadan önce onun nişanlı olduğu biliyordu ve bunu engelleyebilirdi. Ne kadar duygularımıza hükmedemesek de başlamamış bir duyguyu yönetebilmenin bizim elimizde olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Albert'le dost olmasına rağmen hiçbir unutma çabasına girmemesi de ayrı bir ironik geldi bana. Albert iyi ve dürüst biri diye düşünürken keşke kendisi de iyi ve dürüst olmayı deneseydi. Albert benim gözümde, Bihter ve Behlül aşk yaşarken hiçbir şeyden haberi olmayan Adnan Ziyagil gibi. Ben her sayfada Albert'e biraz daha fazla üzüldüm. Neden bu kadar içselleştirdim Albert'i bilmiyorum ama bunu hak etmedi. Romanın diline gelecek olursam, çok sade, anlaşılır ve akıcı bir roman. Okurken insanı zorlayabilecek tek bir cümlenin olduğunu bile düşünmüyorum.
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Anonim Yayınları · 2011149,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi·234 syf.·
2021 68. kitabı
Alexandre Dumas'ın yazmış olduğu Kamelyalı Kadın hukukçu Armand ile kamelyalarla tanınan Marguerite adındaki bir yosma arasındaki aşkı anlatıyor. Kitabın aşk dışında da vermek istediği mesajlar çok güzeldi. Özellikle başrol kadın karakterin yaşadığı duygular çok güzel anlatılmıştı. Mesleği yüzünden yaşadıkları güzel bir bakış açısıyla dile getirilmişti. Başka insanların kendilerini nasıl gördüğünü de şöyle açıklamıştı "Bizim de bir yüreğimizin olması yasaktır, yoksa yuhalanırız, bize duyulan güven yıkılıverir. Kendi kendimizin değilizdir artık. Birer yaratık değil, birer nesneyizdir. Onurlarında ilk yeri, saygılarında son yeri tutarız." Özellikle son cümlesi beni çok fazla etkiledi. Bir kere daha bilmediğimiz hayatlar hakkında önyargılı fikirlere sahip olmamam gerektiğini hatırlattı bu kitap bana. İnsanlar bizden farklı şartlar altında farklı hayatlar yaşıyorlar. Meslekleri, yaşadıkları hayat ne olursa olsun başka birine zarar vermedikleri müddetçe yargılanmamalılar bunu bir defa daha anlamış oldum. Kitabın son cümlesinde de dediği gibi "Günahın savunucusu değilim, ama duasını duyduğum her yerde, soylu acının yankısı olacağım." Kitap dil açısından da çok sadeydi, sürükleyiciliği yüksekti. Bazı yerlerde tamam artık hadi ne olacaksa olsun dediğiniz zamanlar oluyordu ama genel olarak insanı bunaltmıyordu. Aşk romanı olarak iyi, genel roman olarak ortalama bir kitaptı bence. (Hikayenin gerçek olduğu söyleniyor doğruluğu tartışılır)
Kamelyalı KadınAlexandre Dumas (fils) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201924,1bin okunma
8/10
·464 syf.·
2021 53. kitabı
İncelemeye başlamadan önce kitabın da belli kısımlarında yer verdiği "Muz Cumhuriyeti" ve "Muz işçileri katliamı" hakkında konuşmak istiyorum. 11 Kasım 1928'de, Kolombiya'da 30.000 Muz işçisi, haksız ve ağır çalışma koşullarına, ücretlerini alamamalarına karşı Chiquita firmasına (eski adıyla United Fruit Complay) baş kaldırırlar. Buna karşı Kolombiya ordusu harekete geçer. Sokağa dökülen halkı durdurmak için General, "dağılın" bildirisini okur. Halk verilen emre uymayınca ateş emri verilir. Greve katılan işçiler, işçilerin eşleri ve çocukları öldürülür. Ordunun başındaki Generale göre bu sayı 47, başka kaynaklara göre 3000, halka göreyse öldürülen insan sayısı " tren vagonlarına üst üste doldurulacak kadar"dır. 20 yıl sonra ise 2. katliam gerçekleşir. 20 yıl önceki Muz katliamını araştıran ve mecliste bunu dile getiren tek kişi olan Jorge Gaitán 9 Nisan 1948'de bir suikastla öldürülür, aynı gün yoksullardan ve emekçilerden de 10 bin kişi katledilir. Bu yüzden genellikle hukuksal olarak gelişmemiş, bağımsızlığını tam olarak kazanamamış ülkeler için "Muz Cumhuriyeti" tabiri kullanılmaktadır. Bizim gülerek "Çikita Muz" diye söylediğimiz bu kelimelerin böylesine derin bi anlamı olması beni çok etkiledi ve sizinle de paylaşmak istedim. Kitabı okurken aklıma ilk gelen şey Franz Kafka'nın "Benim yalnızlığım insanlarla dolu" sözü oldu. Bir aile düşünün o kadar kalabalık ki yemeği bile iki grup halinde yiyorlar ama hepsi yalnız. Buendia ailesi benim için tam olarak öyleydi. Akraba evliliğinden sonra çocuklarının domuz kuyruğuyla doğacağı söylenen bir lanetle yaşıyorlar. Hayatlarında her şey normal gözükse de ensest ilişkileri, aldatmaları bu lanetin soydan soya aktarılmasına neden oluyor. Kısa bir mutluluktan sonra yalnızlıkla ölümlerini bekliyorlar. Kitapta hoşuma giden
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma