David Brooks da "The Art of Focus" [Odaklanma Sanatı] başlıklı yazısında şöyle diyor: "Eğer dikkatinizi toplama mücadelesini kazanmak istiyorsanız, aklınızı çelen bilgi bombardımanıyla boş yere boğuşmayın. Bunun yerine size muazzam şevk veren bir hedef bulun; zaten böyle bir hedef, diğer her şeyi gölgede bırakacaktır."
Descartes'ın şüpheciliği, kesinlik arayışındaki birey figürünün, hakikat tekeli elinde bulunduran Tanrı'yı veya kralı yerinden ettiği yolundaki radikal inanca kapı araladı. Bunun sonucunda ortaya çıkan Aydınlanma'nın insan hakları kavramını doğurarak baskı altındaki bireyi özgürleştirmesini olumlayan yazarlara göre, tüm siyasi faydalarının yanı sıra bu fikriyatın metafizik alandaki etkisi ne yazık ki aksi istikamette oldu: Aydınlanma, anlamın temel koşulu sayabileceğimiz nizam ve kutsiyet gibi nitelikleri dünyadan söküp attı. Şimdi Aydınlanma sonrası dünyada, neyin anlamlı neyin anlamsız olduğunu tanımlama işine kendimizi vakfetmiş bulunuyoruz; bu da göze keyfi görünebilecek ve ürpertici bir nihilizme yol açabilecek türden bir iş.