Ağustosböceklerinin hiç kesilmeyen çığlıkları boğucu, kalın, pamuklu bir kumaşa girip çıkan bir iğne gibi yaz havasını delmekteydi. Uzanıp yatmış bir ejderhaya benzeyen eğik çam ağacı bahçedeki gölü gölgeliyordu; oturma odası işte bu bahçeye bakıyordu. En küçük bir esintinin bile verandaya ulaşmamasına karşın gölün kıyısındaki, kimisi keskin kılıçlar gibi göğe uzanmış, kimisiyse zarifçe eğilmiş olan laleler hafif hafif sallanıyordu. Suyun yansısı, minicik tomurcuklu bürümcük ağacının bembeyaz dallarında titreşiyordu.