Bir dakika kadar bakıştılar. Eski, paslanmış, uzun zamandır çalınmayan bir çanın dili, yanlışlıkla salıverilmişti de, beklenmedik bir tınıyla çınlamıştı sanki.
Kanla çiçekler benzeşiyor, diye düşündü İsao; ikisi de çabuk kuruyor, ikisinin de özü hızla dönüşüyor. İşte sırf bu nedenle kanla çiçek, yenginin özüne dönüşerek sonsuza kadar yaşayabiliyorlar. Yengi hangi biçimi alırsa alsın, kesinlikle metalsi bir şeydi.
İsao'nun öfkesi, duru bir çayın dibinde yatan bir nesne kadar belirgindi. İsao öfkesinin varlığını, bir go tahtasının üzerinde istediği yere koyabileceği bir taş gibi duyumsuyordu.
Sürekli ölümü düşünüyordu, öylesine arınmıştı ki sanki bedensel varlığı çekip gitmiş, onu yer çekiminden kurtarmış, toprağın biraz üstünde yürüyebilir hale getirmişti. Gerçekten de dünya işlerine duyduğu hoşnutsuzluğun, nefretin artık içini eskisi kadar yakıp kavurmadığını hissediyordu. İsao'nun korktuğu şey de buydu.