Honda pencerelerden birinin yanına gidip camdaki buğuyu eliyle sildi. Çimenliğin gerisinde, servilerin üstünde görülmeye değer bir dolunay çıkmıştı. Vahşi bir köpek, gölgesini peşi sıra sürükleyerek dolaşıyordu. Durup kuyruğunu dikti; ay ışığında parlayan tüylü, beyaz göğsünü gererek acı acı uludu.
Honda'ya zihnine yabancı bir madde düşmüş gibi geliyordu; Tayland ormanlarının siyah abanozundan oyulmuş, küçük, kara bir Buddha heykelciği gibi bir şey.
Kalçaları Honda'nın aşağıdan yukarıya doğru bakan gözlerine neredeyse uçsuz bucaksızmış gibi görünüyordu. Kocaman bir Yi vazosu kadar dolgun olan kalçaları, dar eteğinin parlak mavisi ve beline iyive oturan ceketinin kesimiyle daha da belirginleşmişti.