"Bu neydi, bilmiyordu; sesiz, şikâyetsiz can çekişmesinde öyle bir mana vardı ki onu ıstırabının niteliğini tarif edemeyerek sızıldayan bir çocuğa benzetirdi."
"Bu sonsuza kadar meçhul kalacak ruhun o karanlık dertleri öyle acıklı ve ezici bir hiçten ibaretti ki bu kelime, onun zehirlerle ölüyor sanılan tebessümünün içinde gizli bir derdin feryadıyla inleyen bu hiç, her şeyi söylemiş, her şeyi açıklamış oluyordu."
"Demek bu aşk, bir vakitler bu adamın ağzında onun canına can katan, bütün çürümüş hislerini arıtan yüce, kutsal bir şey olmak üzere güven verilirken bugün, o yalanlara inanan zavallı kadının yüzüne pis bir cinayet olarak fırlatılıyordu."