Farklı bir şey oluyor. Bunun geleceğini öngörememiş olmam ne kadar aptalca… Kendi kendine aptal hissetsen iyi ama bu sefer herkes aptal diyor sana. Yüzlerine bakıp gülümsüyorsun. Sürekli açıklama yapmak istiyorsun, biliyorum. Ama kim neye inanmak isterse ona inanacak. Sen bunu biliyor musun?
Birini kaybettiğimde aylarca boğazıma bir yumru oturdu. Yutmak için çok, kusmak için daha çok çabaladım da gitmedi. Arada aklıma gelir de yine düğümlenir boğazım işte… Aynı acıyı aynı şekilde hissetmiyorum. İnsanım ya, alışıyorum.
Eskiden beni görsün, bilsin isterken şimdi köşe bucak kaçıyorum, saklanıyorum. Onu istemiyorum diye mi, beni merak edip arasın bulsun diye mi bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum. Bu hayatta beni en çok korkutan duygulardan biriymiş bu: hevesimin kaçması, kaçıp gitmesi… Hevesimin kaçıp gitmesi, içimin ölmesi mi?
Yine aynı yumru var boğazımda. Bu sefer yitip giden olmadı bu dünyadan. Her şey yerinde duruyor ama eksilmiş mi, ne olmuş? Herkes bir parçamı koparıyor giderken de ben azalıyorum. Yürüyen bir ölüyüm ama devam ediyorum. Kim sever ki beni ben yürüyen bir ölüyken? Sen sever miydin? Aldığı nefes ciğerlerine dolmayan, verdiği nefes içinden çıkamayan birini... Nefessiz kalan, yalnız hissettiği için nefes alamayan birini... Birisine tutunarak yürüyen, yalnız kalınca panikleyen ve aynı zamanda yalnızlıkla yakın arkadaş olan birini...
Aynaya bakıyorum ve halime gülüyorum.
“Her zamankinden daha siliksin, Selen. O kadar şeffafsın ki arkanı görüyorum. Bomboş gözlerin… Ne kadar da ‘kaybetmiş’ bir suratın var. Hangi oyunu kaybettin? Kime yenildin? Nasıl kudurup ağlamışsın… Hala yediremiyorsun değil mi kaybetmeyi kendine? Kaybettiğin kişiler, kaybettiğin hisler nasıl da geri gelmiyor, değil mi Selen? Bekleme, bekleme, asla gelmezler.”
Bana benden daha kaba