selen

selen
@selenyolda
en sevdiklerimle yeniden, yenilerle de ilk kez tanışıyorum, biraz da kendimden taşıyorum *✧°。⋆
" Zekamı kullanarak yaşayabilirdim belki. Sekiz saatlik bir işte çalışmam olanaksızdı ama herkes razıydı öyle bir işe. Ve savaş, herkes Avrupa'daki savaştan söz ediyordu. Dünya olayları ilgilendirmiyordu beni, kendimle meşguldüm sadece. Ne boktandı her şey. Ailen ergenlik çağını denetleyip üstüne başına işiyordu. Kendi başına hayata atılmaya hazır olduğunda da diğerleri seni bir üniformaya sokup ölüme yollamak istiyordu. Şarap nefisti. Tekrar doldurdum bardağımı. Savaş. Bakirdim henüz. Bir kadının ne olduğunu bile öğrenmeden tarih uğruna paramparça olmayı düşünebiliyor musunuz? Veya bir otomobil sahibi bile olmadan. Kimi savunacaktım? Başkasını. S.kinde bile olmadığım başka birini. Savaşta ölmek savaşların çıkmasını engellemiyordu. "
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
" Önümde uzanan yolu görebiliyordum. Yoksuldum ve yoksul kalacaktım. Para değildi özellikle istediğim. Bilmiyordum ne istediğimi. Hayır, biliyordum. Saklanabileceğim, saklanıp hiçbir şey yapmak zorunda kalmayacağım bir yer istiyordum. Bir şey olma düşüncesi beni korkutmakla kalmıyor, hasta ediyordu. Avukat, danışman, mühendis veya benzer bir şey olmayı düşünmek bile olanaksızdı benim için. Evlenmek, çocuk sahibi olmak, aile kurumunun kafesine girmek... Babamın müthiş bir planı vardı. ' Oğlum, insan yaşamında bir ev sahibi olmak için çalışmalı. Ölünce oğluna kalır. Oğlu da bir ev sahibi olup ölür ve evleri oğluna bırakır. Etti iki ev. Sonra onun oğlu bir ev sahibi olur, etti üç ev...' Aile yapısı. Aile yapısının düşkünlüğe karşı zaferi. İnanıyordu buna. Aileyi al, içine biraz Tanrı ve vatan karıştır, günde on saat çalışacağın işi kat, işte buydu gerekli olan. Babama, ellerine, yüzüne, kaşlarına bakınca benimle hiçbir ilgisi olmadığını görüyordum. Bir yabancıydı. Annemse yok gibiydi. Lanetliydim. Babama bakınca edepsiz bir sıkıcılıktan başka bir şey göremiyordum. En kötüsü başarısızlıktan herkesten daha çok korkmasıydı. Birkaç asırlık köylü kanı ve eğitimi... "
" Jim su sıçratıyordu kızlara. Su Tanrısı'ydı o ve kızlar ona bayılıyorlardı. Olasılıktı o, vaatti. Müthişti. Nasıl yapılacağını biliyordu. Ben birçok kitap okumuştum ama o benim okumadığım bir kitap okumuş olmalıydı. Mayosu, taşakları, günahkar görünümü ve yuvarlak kulakları ile bir sanatçıydı. Yoktu üstüne. Yanında saçları uçuşan yosması ile yeşil spor arabalı o şişman o.ospu çocuğuna yapamadığım gibi, ona karşı da bir şey yapamazdım. İkisi de hak ettiklerini elde etmişlerdi. Bense yaşamın yeşil okyanusunda yüzen elli sentlik bir bok parçasıydım. Sudan çıkışlarını izledim, parıldayarak, tenleri pürüzsüz ve genç, yenilmemiş. Beni arzulamalarını arzuladım. Asla acıyarak değil ama. Yine de pürüzsüz ciltleri ve beyinlerine rağmen eksik bir yanları vardı çünkü henüz sınanmamışlardı. Yaşamlarında nihayet felaketle karşılaştıklarında çok geç olacak veya çok sert gelecekti. Ben hazırdım. Belki. "
" Sonuçta bir işe yaramasa da düşünce ve kelimelerin büyülü olabileceklerini fark ediyordun. "
" 'Sen neden katılmıyorsun?' 'Sabahları erken kalkmaktan ve emir almaktan nefret ederim.' 'Peki, ne yapacaksın?' 'Bilmiyorum. Meteliksiz kalınca sefilhanenin yolunu tutarım herhalde.' 'Orada gerçekten kaçık herifler var.' 'Her yerde var.' Becker'in şarabını tazeledim. 'Mesele şu ki,' dedi, 'yazacak zaman olmuyor.' 'Hala yazar olmak mı istiyorsun?' 'Tabii. Sen?' 'Evet,' dedim, 'ama ümitsizim.' "